Anneye dokunulmazlık hakkı talep ediyorum!
+ Sonra Oku

Anneye dokunulmazlık hakkı talep ediyorum!

Annelere dokunulmazlık hakkı talep etmek istiyorum. Hatta anneye bir diğer annenin dokunamama hakkı olsun. Dokunmaktan kasıt elle temas yoluyla değil tabii ki. Herkesin başına gelen, herkesin sinirlendiği ama bir başkasına yaparken herkesin çok bildiği durumlardan bahsediyorum. Sorarsanız ‘ama ben iyiliği için söyledim, yoksa bana ne ayol’ ama hiç ona ne olmaz. Şimdi okuyan herkes hak verse de emin olun hepimiz yapmışızdır bir başkasına.

 

Yeni doğum yapmış annenin bence çok ağır bir psikolojik desteğe ihtiyacı var. Sebebi gayet açık, çünkü herkes ondan en çok bilendir. Herkesin söylemek istedikleri vardır. Çocuğunu tutmak ister; ‘aman düzgün tut, kafası boşta kaldı gibi oldu.’ Çocuğunu uyutmak ister; ‘beşiğinde uyut, kucağa alıştırma.’ Çocuk ağlar ve anne susturmak için çare arar; ‘kesin aç kaldı, emzir.’ Çocuğu giydirmek ister, ‘üşür, bir kat daha giydir.’ Altını değiştirmek ister, ıslak mendil tavsiyeleri, bez tavsiyeleri, çocuğun bacağını düzgün tut, hızlı kapat…

 

Piişştt bir şey söyleyeceğim kuzum, bırak da anne kendi çözsün yavrusuyla arasındaki bağı. Sen ne söylersen söyle, her çocuk farklıdır. Söylediklerin anneyi bunaltmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kötülüğüne söylemiyorsun tabii ki ama hiç söyleme, boşver. Kimse annesinin karnında öğrenmiyor. Lohusalık denilen dönemde her söylenen batar derler ya… Bir düşünün; ne olursa olsun, ameliyatlısınız ve anne oldunuz. Ağrılarınız, acılarınız mutluluğunuzla karışıyor ve duygular birbirine girmiş durumda. Bu sırada çocuğunuzla sımsıcak bir bağ kurmak istiyorsunuz ama buna izin yok. Anne kimseyi kırmamak için genelde sussa da emin olun, çıldırıyor içinden. Bunun da lohusalıkla alakası yok. Bir sorusu olursa kendisi gideceği yeri bilir zaten.

 

Tam bunları düşünürken aklıma bir de inatçı, annesinin bile lafını dinlemeyen hakikaten çocuğu perişan eden anneler geliyor. Orada bir duruyorum onlara ne yapmak gerekir diye. Yakınımda yaşanan ufacık bir örnek; bebek 3 aylık, anne koca biberona mamayı yapıyor ve içine de kaşık kaşık şeker atıyor. Sonrasında diyalog şöyle devam ediyor.

 

-Kaç saatte bir emziriyorsun?

-Emzirmiyorum, doğduğunda emmek istemedi, ben de üstelemedim, zaten emerken de çok canımı yaktı.

 

Dannnn. Orada bir balyoz iniyor. Çünkü yeni doğan bebek birkaç hafta emme işleminde zorlanır ve sonrasında anlatılamaz bir mutluluktur anneyle bebeğin buluşması.

 

-Neden şeker atıyorsun, mamada zaten bebeğin alması gereken tatlar var, şeker bebeğe sakıncalı.

-Bizimki çok şekerli seviyor abla.

 

Dannnn ikinci balyoz iniyor. Yeni doğan bebek emmek istememeyi de şekerli sevmeyi de bilinçli yapıyor. Şimdi gel de bu anneye karışma diyorsunuz ama yine de diyorum, karışmayın. Kafaya kesin yargıları koymuş ve sen ne dersen de boş. Aylık rutin çocuk doktoru kontrollerine de gidiyor. Belli ki çocuk doktorunu da dinlememiş. Elinde akıllı telefon fırt fırt sosyal medyada beğeniler, paylaşımlar yapmayı da biliyor. Bir sürü doktorun kendine ait blogları, hesapları var, takip edebilir. Doğruyu yanlışı ayırabilecek yaşa gelmiş ki çocuk doğurmuş.

 

Cahiline, okumuşuna, bilmişine, bilmemişine, size sormadığı sürece karışmanın hiç doğru olduğunu düşünmüyorum. Herkes bildiğini okuyacak, bilmediğini de sorup soruşturacak.

 

Unutmayın büyüklerin söylediği pek güzel bir cümle vardır: “ İyi olur Allah’tan, kötü olur sizden efendim.”

 

 

Tuğçe Azaklı

Yorum yaz

  • Misafir 2018-01-03 14:50:28

    Şu söze çok katılıyorum soracağı birsey olursa gideceği yeri anne bilir zaten. Yazı harika ama gelde bunu anlat ah ahhh