Kocama Mektuplar -3
+ Sonra Oku

Kocama Mektuplar -3

Sevgili Kocacığım,

 

Aslında epeyce durumu görmezden geldiğimi, bazısına da tahammül ettiğimi şimdi sana yazarken fark ediyorum.

 

Bazen birileri bize geliyor biz birilerine gidiyoruz ya, sen konuşuyorsun ya, bir şeyler anlatıyorsun ya, susmadan anlatıyorsun ya, herkesi susturup anlatıyorsun ya, hep aynı hikayeleri tekrarlıyorsun ya, hatta bazen hiç yaşanmamış şeyler anlatıyorsun ya, seni dinlerken içime fenalık geliyor. Başımı önüme eğip bitirmeni bekliyorum. Gülümsemeye, dahası gülmeye çalıştığım oluyor. Arada kalkıp mutfağa su içmeye gidiyorum. Telefonum çalmış gibi kalkıyorum, biriyle konuşur gibi yapıyorum. Benzer şeyleri galiba birçok kadın da yapıyor. Erkekler niyeyse çok ama genellikle boş konuşmayı seviyor. Kahramanı kendileri olan hikayeler anlatmayı. Kadınlar da onların bol keseden atmayı bitirmesini bekliyor.

 

Sabah saat yediye geliyor. Üzerinde sana mektup yazdığım şu masada seninle serin yaz çorbaları içmeyi ne kadar seviyordum. Yorgunluk kahvelerimizi yudumlarken “Güneş sürekli içeride, iyi ki buraya taşınmışız” diye yinelerken ne kadar memnumdum hayatımızdan. Balkonu yıkarken, masaya temiz örtü sererken, istavritin kılçıklarını kedilere ayırırken, yemeğin üzerine birer soda açarken ne kadar mutluydum. Hamuruna vanilyayla kakao kattığım kekin kokusu yavaş yavaş bütün eve yayılırken, o kekin yanına tavşankanı çay demlerken ben mutluydum seninle.

 

Arada bir sabah tembelliği yapmayı ben de seviyordum. “Boş ver sonra kalkarız” demeyi. Beş dakika daha, on beş dakika daha, yarım saat bir saat daha uyumayı. Bazı günler hiçbir şey yapmadan akşama varmayı, akşam yemeğini kahvaltılıkla geçiştirmeyi, elimde kumanda kanaldan kanala dolaşmayı, kanepede uyuklamayı, bazen sabahlamayı, bunların hepsini inan ben de seviyordum. Arada bir yaptığımızda ama. Tembellik arada bir yapıldığında tatlı geliyor. Yaşam biçimi haline dönünce hiç de tatlı olmuyor. Olmuyormuş yani, sayende öğrendim. 

 

Evde öylece oturuyorsun. Öğleye kadar uyuyorsun, uyumasan sabahtan akşama kadar internette volta atıyorsun, akşamdan sabaha aksiyon filmlerine, hayvanlar alemi belgesellerine bakıyorsun. İçinden gelirse evi süpürüyorsun, günlerce bekledikten sonra iki çivi çakıyorsun ve ben seni alkışlıyorum. Ele güne çaktığın tahtaları gösteriyorum “O yaptı bakın ne güzel oldu” diye. Herhalde etrafa karşı senin bir işe yaradığını, senin ne işe yaradığını göstermeye çalışıyorum. Yanında olmama, durmama makul bir sebep arıyorum. Kendimi ikna etmeye çalışıyorum.

 

Ama biliyor musun, seninle evli kalmak için arayıp bulmaya çalıştığım sebepler giderek azalıyor. Bunu sana da söyledim kaç kez. Galiba ciddiye almadın. Gitmeyeceğimi düşündün. Ele güne karşı, aileme karşı yanında kalacağımı ve evliliğimizi ayakta tutmak için mücadeleye devam edeceğimi düşündün. Nasılsa cesaret edemeyeceğime, nasılsa benim de yalnız kalamayacağıma inandın.

 

Sana bir soru sorayım. Kim ayağına vuran ayakkabıyı ayağından çıkarmayı denemez ki? Şimdi diyeceksin ki “Aşkolsun, ben ayağına vuran ayakkabı mıyım?” Sana soruyla cevap vereyim: Değil misin?

 

Seninle yürümek için çok gayret ettim. İnsan bir süre yürüyebiliyor. Sonra canı yanmaya başlıyor, yavaşlıyor. Yara bandı yapıştırıp devam ediyor. Pansuman yapıp biraz duruyor, dinleniyor. Sonra görüyor ve kabul ediyor ki hepsi geçici çözümler. Sonuçta çok sevse de ayakkabıyı değiştirmekten başka seçeneği kalmıyor.

 

Muhtemelen hâlâ beni anlamak istemiyorsun. Ben de sana artık daha açık nasıl söyleyebileceğimi gerçekten bilemiyorum. Son kez yazarak deneyeceğim.

 

Devam edecek...

 

Rumuz NN

 

 

 

 

Yorum yaz

  • Misafir 2017-06-21 14:52:23

    aynısını arkadaşım 10 yıldır yaşıyor

  • Misafir 2017-06-15 16:27:37

    hooppp bunun sonu kötü bitmesin, insanları boşanmaya evi terk etmeye teşvik etmeyelim, 4. bölüme şöyle başlamanı öneririm, ayağa vuran her ayakkabı kaldırıp atılmaz ayak o ayakkabıya alışır canı yansa da kanasa da alışır...

  • Misafir 2017-06-23 15:50:39

    evet hep alişilir olan kadinlara olur