Sevgili değil pansuman arıyor!
+ Sonra Oku

Bekar kadının günlüğü – 22

Bekâr kadının günlüğü – 22

 

Atila bir anda gözümde, dibinde dinamit patlatılan bina gibi çöküverdi. Oturmuş elemanına neden boşandığını anlatıyor. Niye ben? Yolda hırsla, hışımla işe yürürken bu soruyu sormamın ne kadar anlamsız olduğunu düşündüm. Özel hiçbir sebebi yok. Boşanmış, kendini salak gibi hisseden ve gerçekten de öyle olan bir adam, bir gün bir kafede cüzdanını evde unutmuş bir kadına jest yaptı. Tesadüfen aynı yerde çalıştıklarını görünce de jestlere devam etti. Atila yalnız, yapayalnız, ailesini, bütün parasını ve evini kaybetmiş bir adam. Hayatındaki temel taşlar yerinden temelli oynamış, orta yaşta yeniden bir hayat kurmak zorunda kalmış, ne yapacağını bilemeyen bir erkek.

 

Ne bekliyordum ki? “Olsun, gören görsün, ben istediğimi yaparım kime ne?” demesini mi? Ben onunla ilgili kurup dururken, aklından bile geçmemiş, geçtiyse de üzerinde durmamış, içinden “Bu kıza zarar vermez mi bizim bu kahve içmeler” diye geçirmemiş.

 

Çok iyi oldu bana! Sabah sabah çok net anladım. Benim beklediğim erkek Atila değil. Boşanmanın, kaybetmenin üzerine dağılmış, kendini toplaması zaman alacak, biraz hoşlandığı birine kur yaparken bütün derdini açacak kadar duygusal açıdan zayıflamış, hatta sümsükleşmiş biri.

O erkek ya, direktör ya, kimse ona sormaz, “Elemanınla ne yapıyorsun?” demez. Ama ben direktörüyle yatan kaltak olurum! Atila’nın üzerini çizdim. İşimi yapmaya devam edeceğim. Çay, kahve, yemek, sinema tekliflerini kabul etmeyeceğim diye kalkıp beni işten atacak değil ya. Onun şu ruh haliyle kimseyi işten atacak hali filan yok bence.

 

“Sinem bence boşver Atila’yı. Kendin diyorsun, aynı yerde çalışırken zarar gören sen olursun.”

“Dedim ya beklediğim adam Atila değil.”

“Ama düşünme de üzerine. Öfkelenme de. Nefesini ona harcama.”

“Duygularımın üzerini hemen örtmek istemiyorum Ertan. Biraz yaşayayım ki akıp gitsin.”

Bunu geçen gün bir yerde okumuştum, mantıklı gelmişti.

“E tamam. Ama Atila’ya ters de davranma. Ters teper. Samimiyeti ilerletmesine izin verme. Sana iltifat eder, beğenerek bakar, tekrar kapılma bence. O ne yaptığının çok da farkında değildir. Sevgili değil, pansuman arıyor.”

“Sence karısı parayı Hilmi’ye mi kaptırdı?”

“Bilemeyiz. Ama Hilmi’nin ısrarla aramasının altından bu çıkabilir. Tam kestiremiyorum. Git Hilmi’yi dinle, ama bir bağlantı varsa aralarında hiç karışma. Hilmi’ye de terslenme. Sen bilirsin kendini sıyırmayı.”

 

Ertesi sabah ofisin mutfağında kendime kahve hazırlarken Atila geldi. “Günaydın” deyip elimde fincanım çıktım. Masamın yanından geçerken durdu:

“Sinem reklam ajansları ile bu hafta görüşebilir miyiz?”

Yüzüne bakmadan cevap verdim.

“Sekreterinize müsait olduğunuz günü sorarım, ona göre görüşme ayarlarım.”

Kafamı kaldırmadım. Şöyle bir beş saniye kadar durdu.

“Teşekkür ederim.”

 

Öğle üzeri asansörde Atila ve satıştan birkaç kişi ile asansörde denk geldik. Yemekhaneye iniyorlardı. Giriş katta inerken “Afiyet olsun” dedim.

Hilmi restoranda oturmuş beni bekliyordu. Sanki çok eski, çok yakın ama uzun zamandır görüşmediği arkadaşıymışım gibi sevinçle kalkıp beni kollarıyla nerdeyse sararak yanaklarımdan öptü.

 

Siparişi verdikten sonra havadan sudan ve hemen işten konuşmaya başladı.

“Nasıl işler?”

“Aynı.”

“Her şey bıraktığım gibi mi yani?”

Kısık kısık güldü.

“Evet. Senin işlerin nasıl gidiyor?”

“İyi çok iyi. Yeni projelerimiz var.”

“Nasıl projeler?”

“Bizim aydınlatma sistemlerindeki tecrübemizden yola çıkarak yeni ürünler üretmeye karar verdik.”

“Nasıl ürünler?”

“Düşük bütçeli özel tasarım stantlar. Satış noktalarından fuarlara kadar geniş bir yelpaze hayal edebilirsin.”

“Müşteriye mi ihtiyacınız var?”

Direkt konuşmamdan irkildi. Konuşmayı kendi idare edemediği için bir an nasıl cevap vereceğini düşündü.

“Görüşmelerimiz sürüyor, birkaç yeni müşteri edindik. İyi gidiyor.”

 

Hilmi konuşurken, onu ve Atila’yı bir araya getirmek ne iyi olur diye düşündüm. Aralarında bir bağlantı varsa ortaya çıkar hem. Diyelim ki var, ben bunu nereden bilebilirim ki?

“Ben de senden fiyat almak isterim.”

 

Hilmi’nin gözü parladı.

“Memnuniyetle.”

“Şirkete dönünce sana gün ve saat veririm. Gelirsin, konuşuruz.”

“İkimiz mi görüşeceğiz?”

“Başka kimi görmek istiyorsun?”

“Sordum sadece.”

“Bu konuyla ben ilgilendiğime göre ikimiz görüşeceğiz.”

“Tamamdır, senden haber bekleyeceğim.”

 

Yemeği hızlıca yedik. “Geç kalıyorum” deyip çıktım.

 

Hilmi’ye randevu vereceğimi Ertan’a söylemeyeceğim. Karışma dediği muhtemel ilişkiyi kurcalıyorum çünkü. İçim pek rahat değil, ya işyerinde kavga dövüş çıkarsa. Beni ne ilgilendirir ki?

 

Döndüğümde sekreteri yanıma gelip “Atila Bey sizi bekliyor” dedi. Ajandamı alıp gittim.

“Buyurun Atila Bey.”

“Sabah reklam ajanslarını konuşmuştuk. Fuar da yaklaşıyor. Bu sene özel bir şey yapalım isteniyor. Birkaç yerden stant tasarımı isteyebilir misin bütçesiyle beraber?”

“Tabii. Düşük bütçeli özel tasarım stantlar yapan bir firma ile bağlantım var. Onlardan da fiyat alacağım.”

“Çok iyi.”

“Başka bir şey var mı soracağınız?”

Elindeki kalemi masaya vururken yüzünde dün sabahki gibi bir ifade belirdi. Yok, bu konuda da düşünmemiş.

“Şimdilik bu kadar. Teşekkürler.”

 

Atila’nın programını sekreterinden öğrenip Himi’ye cuma günü saat dört için randevu verdim. Birbirlerini görünce ne yapacaklarını çok merak ediyorum.

 

Cumaya kadar neşem yerindeydi. Bir tür intikam hissi taşıdığım Atila’ya hiç ters davranmadım. Bir kere asansörde ikimiz yalnız aşağıya inerken “Parfümün etkileyici” dedi. Birkaç gün önce olsa kalbim fırlardı, Atila’yla ne tatlı bir çift olacağımızı düşünürdüm. Ama büyük bir zevkle “Hediye” dedim. Suratına bakıp gülümsedim. Artık kimin hediyesi olduğunu da o hayal etsin. Etmiyorsa da umurumda değil.

 

Cuma günü saat dörtte Hilmi geldi. Hiç endişeli görünmüyor, çaycı Ali’nin getireceği ıhlamuru beklerken etrafına bakıyor. Çantasından ne çıkaracağını merak ediyorum. Kime ne tasarlattı, bir arkadaşına bedavaya mı yaptırdı, olur da tamam dersek acaba bizi ne şekilde dolandırmayı düşünüyor? Kafamdan bunlar geçerken Atila sekreterine bir dosya bırakmak için odasından çıktı. Bizi gördü. Beni iç hattan arayıp misafiri toplantı odasına almamı, birkaç dakikaya kadar geleceğini söyledi.

 

“Toplantı odasına geçelim” dedim, “direktörüm de katılacak toplantıya.” Hilmi’nin gözleri açıldı. Güya bana çaktırmamaya çalışıyor.

“A öyle mi?”

 

Hilmi’yle beraber Atila’yı beklerken telefonumu masamda unuttuğumu fark ettim. Almaya gittiğimde masamdaki telefon çaldı. Reklam ajanslarından biri, randevuyu teyit için arıyordu. Ben elimde ahize konuşurken Atila odaya girdi. Gerildim bir an. Yumruk yumruğa geleceklerini, ben daha yanlarına gitmeden Atila’nın Hilmi’yi odadan yaka paça dışarı atacağını düşündüm. Konuşma bir iki dakika uzadı. Yanlarına gittiğimde çoktan konuşmaya başlamışlardı. Hilmi çantasından stant tasarımlarını çıkarıyordu. Atila’nın önünde Hilmi’nin verdiği kartvizit duruyordu.

 

“Önümüzde zaman var ama şimdiden başlamak istiyoruz. Fuarda diğer firmalardan farkımızı ortaya koyacak, estetik ve hesaplı bir seçenek arayışı içindeyiz.”

“Tabii Atila bey, sizi gayet iyi anlıyorum.”

 

Birbirlerini tanıyor ve tanımazdan geliyor gibi davranıyor olamazlar. Eğer karısının para kaptırdığı ortak Hilmi’yse de Atila onu tanımıyor. Belki karısının arkadaşı Banu’dur dolandıran. Hilmi’yi tanımaması normal. Hilmi hayatının rolü “sahtekâr”ı mükemmel oynuyor. Ben bu hikâyeyi sakız gibi uzatamam. Hilmi kalkarken “Sonraki toplantıya ortağınız Banu Hanım’ı da bekleriz” diyorum. Sahtekârlar kralı Hilmi “Memnuniyetle” derken, Atila’nın yüzü ciddileşiyor, elindeki karta bakıyor.

 

Hilmi’yi geçirdikten sonra toplantı odasına dönüyorum. Kartı bırakmamış Atila. Odasına gidip rica ediyorum:

“Hilmi Bey’in kartını bulamıyorum. Size verdiğini bir dakika alabilir miyim, bilgilerini not etmek için?”

“Hilmi Bey mi?”

“Evet.

Kartı uzatıyor. Üzerinde “Kâmil Başar” yazıyor. Kalakalıyorum.

“Yanlışlıkla başka birinin kartını verdi size herhalde.”

“Bana tanışırken isminin Kamil olduğunu söyledi. İşte kartı da bu.”

Atila’yla bir süre bakışıyoruz.

“Atila Bey, kartı alabilir miyim? Bu durumun bir sebebi olmalı, araştırayım.”

Yerinden kalkıp kapıyı kapattı. Bana oturmamı işaret etti.

“Sinem kartı bana bırak. Sen bana Hilmi’yi ya da Kâmil’i nereden tanıdığını anlat.”

 

Gelecek bölüm 11 Aralık 2017 Pazartesi hthayat.com’da

 

Diğer bölümler

Yorum yaz

  • Misafir 2017-12-05 23:44:46

    Çok güzel gerçekten..tesadüfen buldum bu sayfayı hikayenin tamamını bikaç gecede okudum..devamını sabırsızlıkla bekliyorum..gerçekmi ya ama merak ettim????

  • Misafir 2017-12-04 12:49:51

    hikaye çok iyi merakla takip ediyorum ama bence haftada 1 bölüm çok az daha sık en azından haftada 2 bölüm yayınlamalısınız..çok uzun bir ara oluyor haftada 1 bölüm..