HT Hayat Anasayfa Kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşım | Sağlık

Kanser çok iç acıcı olmasa da bir şekilde her birimizin ucundan köşesinden teması olan bir hastalık. Bu yaygınlığın getirisi olarak yoğun bir şifa arayışına içrek bir konu. Prof. Dr. Marc Peeters Antwerp Üniversitesi Hastanesi’nde onkoloji departmanının başında görevli aynı zamanda multidisipliner çalışmalar yapan merkezin de koordinatörü. Peeters bir kongre için İstanbul’a geldi; bu vesileyle kendisiyle görüşme fırsatı buldum.


Prof. Dr. Marc Peeters kanser tedavisinde artık eskisine göre çok daha fazla seçenek olduğunun altını çiziyor. Kanser tedavisinde bütüncül bakış açısı yani bir hastanın nasıl tedavi edileceğiyle ilgili farklı alanlardan doktorların yanı sıra psikologların ve beslenme uzmanları da katkısıyla karara varılmasının yaygınlaşmaya başladığını belirten Peeters hastanın da seçenekleri hususunda bilgilenip doktoruyla müzakere etmesinin gerektiğinden bahsetti.


Prof. Dr. Marc Peeters ile primer ve metastatik karaciğer kanserlerindeki tedavi seçenekleri ve kansere karşı bütüncül yaklaşım üzerine konuştuk.





Size bir organında gelişen tümör sebebiyle gelen bir hastanın tedavisine nasıl karar veriyorsunuz?


Karaciğeri ele alalım. Hastanın tedavisi üzerine düşünürken ilk olarak bunun primer olarak karaciğerde gelişen bir tümör mü yoksa metastatik bir kanser mi olduğuna bakmamız gerekiyor. Bu iki durumda farklı tedavi yaklaşımları uygulayabiliriz çünkü. Bu düşünüş de sadece bir onkolog olarak değil bir takımın, hasta için o zamanda, o durumda en uygun tedaviyi belirlemek üzere çalışan bir takımın parçası olarak düşünmek gerek.


Peki tedavi seçenekleri neler?


HCC hastaları için en iyi seçenek elbette cerrahi müdahale ve karaciğer nakli. İkinci seçenek organa yönelik lokal tedaviler (Radyoembolizasyon –RE- ve kemoembolizasyon –KE-); üçüncü seçenek ise sistemik tedaviler -düzenli ilaç tedavileri-.


Primer karaciğer kanserlerinde Radyoemboliazyon karaciğer nakline giden bir köprü görevi görebiliyor. RE sayesinde tümörün küçüldüğü ve cerrahi müdahaleye uygun hale gerilediği vakalar gördük. Yüksek metabolik aktivite saptadığımız hastalarda tedaviden sonra metabolik aktivitede azalma hatta yok olma gözlemledik. Bu bizim için dramatik bir değişiklik.


Metastatik karaciğer kanserleri içinse bunlardan farklı olarak immunoterapiden söz etmek mümkün. Hastanın özellikleri dikkate alınarak bu tedavilerden birini seçmek ya da tedaviler arasında geçiş yapmak mümkün.


Tedaviler arasında geçiş yapmak ne demek?


Bundan 10-15 yıl önce bir hasta teşhis konulduğunda hangi tedavi yoluna karar veriliyorsa, sonuna kadar bu tedavi uygulanırdı. Bu anlayış artık geçerli değil. Belli bir tedaviyle başlanılıp bundan fayda görülüp görülmediği ölçülerek, hastanın gösterdiği ilerleme takip dilerek farklı bir tedaviye geçebiliyoruz. Bu çok önemli bir mesaj aslında: doktorunla her görüşmende hangi tedaviyi kullanacağınızı tekrar müzakere edebilirsiniz diyoruz hastalara. Bu onkologların düşünce biçimi için büyük bir değişim.


Bu değişim ne zaman başladı?


10 yıl kadar önce tedaviye karar vermek için multidisipliner takım toplantılarına başladık ve bu da yeni bir anlayışın başlangıcı oldu. Bazı ülkeler hemen adapte oldular. Bazı ülkeler ya da yerel hastaneler için ise masanın çevresindeki takım ruhunu kurabilmek ve hasta için en iyi olanı hep beraber bulabilmek zaman aldı, hala da alıyor.


Hastaların bu konuya yaklaşımları nasıl?


Ülkelere göre hasta davranış ve inanışları da farklı. Belçika’da hastalar doktorun görüşüne güvenir. En iyi opsiyonu ona doktorunun söyleyeceğine inanır. Hollanda’da ise tamamen farklı. İnternetten çıktı aldıkları bir kağıt destesiyle gelirler ve “Bunları okudum, en iyi tedavinin şu olacağını düşünüyorum” derler. Bunun üzerine doktorla hasta arasında bir müzakere olur ve en iyi seçenek bu şekilde bulunur.


Peki size hangisi daha iyi?


Hasta kendi durumuyla ilgili bilgili olmalı ama dayatmacı olmamalı. İkisinin ortasında bir yer ideal olabilir bence. Multidisipliner bir doktorlar takımının görüş bildirmesi bu durumu da rahatlatıyor. İlk karar bu takım tarafından verilir ve hasta ile üzerinde konuşulup her iki tarafın uzlaştığı bir yol bulunur. İdeal olan bu.


Kanser tedavisinde multisipliner/ bütüncül yaklaşımı biraz daha açar mısınız?


Bütüncül yaklaşımda hasta için en iyi olanı değerlendirmek üzere doktorlar, psikologlar ve hatta sosyal görevliler bir araya gelir. O an için, o hasta için en iyi seçeneği bulmaya çalışırlar. Elbette bu zaman alır. 15 yıl önce hastanın bir doktordan bir doktora gittiği, belli bir tedaviye başlayıp sonuna kadar sürdürdüğü döneme göre daha fazla emek ve zaman istiyor.



Tedavinin kişiselleşmesi sürecini anlatır mısınız biraz?


Kişiselleşme bizim hastalarımıza bugünkü yaklaşım şeklimiz. Bunu farklı seviyelerde ve farklı seçenekler sunarak gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Mesela kaşrımıza gelen hastada hipertansiyon, kardiyovasküler hassasiyet vs. varsa ona sistemik tedavi yerine lokal tedavi önermek kişiselleşme demek.


Kanser tedavisinde yaşanan diğer bir zorluk da tedavilerden kaynaklı yan etkiler. Bunlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?


Sistemik tedavilerde yan etkiler hastaların en büyük sıkıntılarından. Bütüncül yaklaşımla bu konuyla ilgili epeyce yol kat ettik. 10-15 yıl öncesine baktığımızda herkes kemoterapinin yan etkilerinden korkuyordu. Tedavi için hastanede kalma mecburiyeti vardı. Şimdi ise gün içinde tedavisini olup evine gidebiliyor hastalar ve hatta bazı durumlarda evlerinde tedavi olmaları da mümkün. Öte yandan yan etkilerden çekinen hastaların sistemik tedaviyi reddetmeleri de söz konusu. Buna geleceğin tedavisi gözüyle bakılan imün terapi de dahil. Herkes imün terapinin yan etkileri olmadığını düşünse de bu böyle değil.


Lokal tedavilerde ise genellikle gün içinde yapılıp bitiyor, bazı durumlarda sadece bir gece hastanede kalmak gerekiyor. Etkisini görmek için tüm sistemi değil sadece belli bir bölgeye, organa, tedaviye ihtiyacı olan yere müdahale ettiğiniz için yan etkileri de daha az oluyor.

Bahsettiğiniz yeni seçenekler ve yaklaşımları doktorların vehastaların işini kolaylaştırıyor mu?


Seçenekleri arttırması bakımından kolaylaştırsa da daha fazla bilgilenme ve doğruyu seçme mecburiyeti doğurduğu için o kadar da kolay değil.


Radyoembolizasyon tedavisi nedir?


Etkin dozda radyoaktivite ile yüklenilen mikro kürelerinin karaciğerde yerleşen tümörlere doğrudan cerrahi müdahaleye gerek olmadan, damar yollarından iletilmesi. Bu yöntemde, karaciğerde sadece tümörün beslendiği damara ulaşılarak radyoaktif mikro küreler sayesinde tümör içine maksimum radyasyon verilirken, karaciğerin sağlıklı dokusunun maksimum korunmasıyla uzun süreli anti tümör etkinlik sağlanır. Belirli aralıklarla bir ya da iki kez uygulanabilir.


Metabolik aktivite ne demek?

Tedavinin verimliliği görüntüleme yöntemleriyle saptanır. CT taraması ve MR içsel bir fotoğraf çekmeye benzerken metabolik aktivite ölçümünde ise tümörün aktivitesi önem taşır yani tümöre doğru giden şeker/glikozu ölçmek. Hasta olmayan kişide şeker beyne doğru akar; çünkü beyin aktivitesi için buna ihtiyaç duyar. Eğer bünyede bir tümör yani aşırı aktif hücreler bütünü varsa bunlar kandaki şekeri kendilerine çekerler bunu da metabolik aktivite görüntülemesiyle tespit edebiliriz. Tedavi işe yarıyorsa hücreler yavaşlar ya da yok olurlar; glikoz/ FDG hareketi kalmaz. Bu da görüntüleme teknikleriyle tespit edilenden daha fazla bilgi sağlar.


Röportaj: Damla Çeliktaban

Not:

Prof. Dr. Marc Peeters’ın karaciğer kanseri tedavi seçenekleri arasında saydığı ve ileride başka organlara da uygulamanın mümkün olacağından bahsettiği Radyoembolizasyon yöntemi hakkında biraz daha fazla bilgi almak için Hacettepe Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şuayip Yalçın ile konuştum. Haftaya çarşamba gününü bekleyin.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.