HT Hayat Anasayfa Dr. Şirin Seçkin röportajı | Yaşam

Kulaktan dolma bilgilerle bebeğinize neyi, ne zaman, nasıl yedireceğinize karar vermeyin. Beslenmeyle ilgili en çok kafanızı kurcalayan soruların yanıtını, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şirin Seçkin 3’üncü kitabı “0-2 Yaş Doğru Beslenme” ile veriyor...


2 yaşına kadar beslenme alışkanlığı kazandırmak neden önemli?

Beslenme alışkanlıkları 2 yaşına kadar gelişir. Sağlıklı yemeği bir alışkanlık haline getirirse, bir ağız tadına dönüştürebilirse hayat boyu bu tadı arar. Evde yemek yapıldığını görürse, büyüdüğü zaman da hazır yemek yerine evinde bir mutfak düzeni oturtur, sağlıklı beslenmeyi sürdürür.


Ebeveynler kitapta 300’e yakın sorunun yanıtını bulabilecek...

Anneler arasında en çok konuşulanlardan biri beslenme. Ortada birbiriyle çelişen çok bilgi var. Hastaların çok sık sorduğu sorular var. Mesela inek sütü zararlı mı? Biz süt içerek büyüdük. Şimdiyse tam tersi “Süt zararlı, alerjiye yol açar” deniyor. Sık hastalanan, orta kulak, üst solunum yolu enfeksiyonu geçirenlerde sütü kestiriyoruz. Genç anneye, kayınvalidesi de “Çocuğa neden süt içirmiyorsun?” diyor.


İnek sütü zararlı mı peki?

Günümüzün sütleri 100 yıl önceki sütler değil maalesef. İnekler çiftlik koşullarında hiç hareket etmeden suni yemle besleniyor. Serbest gezen, otlayan ineklerin sütleri her çeşit mineral, vitamin, omega-3’ü, her şeyi içerir. Ama suni yemle beslenen ve son derece sağlıksız koşullarda yaşayan çiftlik inekleri hastalanmasın diye antibiyotikler veriliyor. Ayrıca bir an önce büyüsün, süt versinler diye hormonlar ve başka maddeler kullanılıyor. Böyle bir süt, insan sağlığını olumsuz etkiliyor. Hastalarıma “Serbest gezen, dolaşan bir ineğin taze sütünü bulabilirseniz tamam” diyorum ama kutu alıp içirmenin bir anlamı yok.


Başka ne gibi sorulara yanıt bulacağız kitapta?

Mesela D vitaminini almak gerek. Çünkü yeterince güneş göremiyoruz. Yazın 3 ay güneşte olmak 9 aylık kış güneşi ihtiyacımızı karşılamıyor. Çocuklar da büyüyen bir organizma, her gün boyu uzuyor, D vitamini ihtiyacı bizden daha fazla. İleride osteoporoz olmamaları için doğduğu günden 18 yaşına kadar D vitamini vermek gerekir. “D vitamininin fazlası toksik” de deniyor. Evet ama günlük dozun dışına çıkılmadığı sürece zehirli doza ulaşılmaz.


C vitamini de çok tartışılıyor.

Günlük beslenmede önerilen yüzdeler çok değişti. Yediklerinizin yüzde 50’den fazlasını sebzeler ve meyveler oluşturmalı. Zaten bu miktarda sebze, meyve ve ot tüketiyorsak ekstra C vitamini almaya gerek yok. Lahanadan domatese kadar zaten pek çok besinde acayip C vitamini var.


Çok kapsamlı bir konu ama bebeklerde hangi ayda hangi besine başlamak gerekir?

Bir kere aileler acele etmesin. Özellikle yalnızca anne sütüyle beslenen bir bebeğe 6’ncı aydan önce başka bir şey yedirmeye gerek yok çünkü anne sütü çok kıymetli ve bunu azaltmamalı. 6’ncı ay bittikten sonra anne sütüne devam ederken bebeğin ayına uygun olarak minik minik ailenin yediği yemeklerden beslenmeye başlayabilirler. Aslında 1 yaşına kadar en önemlisi anne ya da mama sütü. Diğerleriyle de tanışma, tadına alışma süreci, çeşit ayırt etmemeyi öğrenme gibi düşünmeli. 3-4 aydan itibaren bebek her çeşit besini görmeli, koklamalı, ellemeli, tadına bakmalı. Ama tadına bakmak, yemek demek değildir. Mesela muzu yalatabilirsiniz. İşin enteresan kısmı anne karnında beslenirken bile anne ne kadar farklı çeşit yerse bebek tüm bu çeşitlere alışmış olarak doğuyor. Çünkü her şey kana karışır. Mesela anne hamileliğinde çok fazla avokado yedi, o minik moleküller bağırsaklardan kana, kandan bebeğe geçer. Bebek avokadoya düşkün oluyor. Yani özetle 3 ile 6 ay arası her şey koklatılacak, elletilecek, tattırılacak, adı söylenecek, 6 aydan sonra minik minik meyve ve sebze verilebilir. Baktık ki alerjik beslenmeye eğilimli değil, 6.5-7 aydan sonra ev yapımı yoğurt, lor peyniri, beyaz peynir, yumurta sarısı, et ve diğer şeylere başlanabilir. Genel kural bebeklerin de erişkinler gibi doğal beslenmesi. Hazır pakete girmişler değil; doğada olanlar tercih edilmeli. Bebeğe ayrı yemek pişirmek yerine ailenin yediklerinden vermek, hep birlikte masaya oturmak, siz yerken bebeğin gözlemlemesini sağlamak önemli. Aslında en önemli terbiyelerden biri tüm aile yemek yerken bebeğe bu kültürü göstermek.





"Bebeğe 6’ncı aydan önce başka bir şey yedirmeye gerek yok çünkü anne sütü çok kıymetli, bunu azaltmamalı.”


Anne sütü alamayan bebekler için ne gibi önerileriniz var?

Anne sütü alamıyorsa hazır mamalarla beslenebilir. Ancak çok önemli bir şey var. Bebeği annesi biberonla beslese bile beslenme işlemi keyifli geçmeli, bebekle yakınlık kurulmalı, anne ve bebek ten teması kurmalı, anne bebeği kavramalı, onunla konuşmalı, göz göze gelmeli. Bunlar da anne sütü vermek kadar önemli. Bir de anne, sütü konusunda çok stres olabiliyor. Bu stres yerine mama takviyesi verilmesi, annenin stresini azaltmak, bebeğe yansıtmamak için önemli.


Sağlıklı ve dengeli beslenmenin temel ilkelerine de dikkat çekiyorsunuz...

İşlem görmüş gıdalardan kaçınılmalı. Şeker en büyük zehir. İlk birkaç yıl yedirmemek önemli. Tabii doğum günleri, okul ve yılbaşı partileri var. Öyle günlerde yiyebilirler. Çocuk acıktığında atıştırabileceği şeyler peynir, domates, salatalık ve meyve.


Tatlı krizi geldiyse...

Taze meyve yesinler. Şeker hastalığı yoksa bir kısıtlama yapmaya gerek de yok.


‘Sabır, sevgi ve zaman...’


Kesinlikle uzak durmaları gereken ya da eksik edilmemesi gerekenler neler?

Her çeşit meyve ve sebze eksik edilmemeli. Ama gökkuşağı gibi rengârenk, her çeşit ve renkten olmalı. Çok sevdiği yiyecekleri her gün diyetinde bulundurmamak gerekir. Çünkü bir müddet sonra hep aynı şeyleri yiyen bir çocuk oluyor. Hazır gıda, tatlı ve hamur işleri pişirmiyoruz. Mesela et pişirdiyseniz yanına doyurucu olsun diye patates ya da ıspanak, tatlı patates püresi, tüm sebzelerden püre yapılabilir. Salata da mutlaka mönülerde olmalı.


Çocuk mesela brokoliyi yemeyi ısrarla reddediyorsa zorlamalı mı?

Sevmedi diye vazgeçmeyin ama zorlama da iyi bir yöntem değil. Kural şu: Mesela brokoli yemiyorsa en az 10-15 kez brokoli farklı biçimde sofraya konulmalı, hep beraber yenmeli. Çocuğa “Acaba yiyecek mi?” gibi baskıcı gözlerle bakılmamalı. “Brokoliyi yine yemeyecek” gibi düşünmek bile onu reddetmesine sebep olabilir. Çünkü çocukların 6’ncı hisleri çok kuvvetli. Brokolinin çorbasını yapın ve “Bu sefer farklı pişirdim, tadına bak, seveceksin” diye “tadına bakma kuralı” getirin. Sofrada farklı zamanlarda ve biçimde o brokoliyi gördükçe tadına bakmayı ve yemeği öğrenir. Yani sabır, sevgi ve zaman... Acele etmeyin, baskı yapmayın ve olumsuz düşünmeyin.


Su, bitki çayları ve katı meyve suları peki?

Susadıklarında en doğal içecek olan suyu içmeyi bebek öğrenir zaten, bunu bozmayın. Mesala aileler “Bizimki su sevmiyor, onun yerine meyve suyu ya da bitki çayı verebilir miyim?” diyor. Evet ama vermeyin... Önünde sonunda susayınca su içmeyi öğrenir. Bitki çayları zararlı değil ama fazlası karaciğeri etkileyebilir. Bir de şekersiz içirilmeli. Ihlamurdan rezeneye, ada çayına, nane limona kadar her birinin kendi iyileştirici özelliği var. Ihlamur hem bağırsak çalıştırır, hem öksürüğe iyi gelir, hem de uyku getirir. Rezene, gazı olan, sindirim güçlüğü yaşayan bebeklere verilir. Ancak ılık su tüm bunları yapar. En iyi öksürük şurubu, en iyi reflü, kabızlık ya da idrar yolu enfeksiyonu ilacıdır. Hazır meyve sularının, renkli içeceklerin normal beslenmede yeri olmamalı. 40 yılda bir “Bunlar mutfağımızda yok ama” diyerek, bir doğum gününde 1 bardak içmesine izin verilebilir.


Suyu ne zaman vermeye başlamalı?

Anne sütüyle besleniyor, kabızlığı, ateşi, bir sorunu yoksa ilk 6 ay su içmeden idare eder bebekler. Ama katı gıdalara başlayınca su vermek gerekir. Mamayla beslenenlerde durum daha farklı. Çünkü onlarda kabızlık daha çok olabilir. Mesela çok sıcak hava, bebek mama ile besleniyor. Aralarda çok azıcık su içmesinde bir sakınca olmaz.


‘Mango yemedi diye bebeğimizde bir eksiklik oluşmaz’


Bebeklere yemeklerini günlük olarak mı pişirmeli?

İmkânınız varsa günlük olmalı. Çünkü özellikle sebzeler hızla bozulur, tadı değişir. Ancak modern hayat çok hızlı, çoğu insan yemek bile pişiremiyor. Ama evde yemek yapmaya alışınca bir müddet sonra el hızlanıyor. Taze pişirmeye imkânınız yoksa sebze yemeğini derin dondurucuda 1 hafta saklayıp çözüp yedirebilirsiniz. Tekrar tekrar ısıtmamak önemli. Ama benim önerim yemeği pişirilen gün yemek.


Her kaliteli besin bebekler için uygun olmayabilir değil mi? Mesela taze hindistancevizi, avokado ya da mango?

Yapılan çalışmalar şunu gösteriyor... Genlerimiz, vücudumuzda yaşayan probiyotikler, bağırsaklarımız yüzyıllardır bulunduğumuz bölgenin yemeklerine alışık olduğundan daha iyi hazmederiz. Bu bölgenin ürünleri, bu bölgedeki hastalıklarla savaşmamızda ya da çevre koşullarına uyum sağlamamızda bize daha çok yardımcı. Hindistancevizi yararlı ama tropikal bir yerde yaşayana belki daha yararlı. Orada zeytin ağacı, zeytinyağı yok. Hindistancevizi yağını tercih edebilirler. Ama bizim bu kadar zeytinimiz varken hindistancevizi yağını tercih etmek çok akıllıca değil. Ya da bu kadar çeşit çeşit meyve yetişirken hindistancevizi, mango yedirmek mantıklı değil. Ama her gün olmamak şartıyla çeşit olsun diye mango yiyebilirler. Mango yemedi diye bebeğimizde bir eksiklik oluşmaz. Baharatlar çok faydalı mesela. Çoğu tropikal yerlerden geliyor maalesef. Bebek beslenmesinde önemli yerleri var. Çinkodan tüm eser elementlere, omega-3’lere baharatlarda bulunur.


Çiğ sebzeleri kemirmelerine müsaade etmek doğru mu?

Son dönemde “raw food diet” diye bir şey var. Tamamıyla çiğ beslenmedir bu ama çocuklara çok uygun değil. Çocukların sindirim sistemi o kadar gelişmiş değil. Bazı sebzeler biraz pişirildiklerinde daha iyi sindirilebilir ve daha az gaz, ishal yapar. Vücut besinleri daha iyi kullanabilir. Bebeklere çiğ sebze yerine sebzeyi kısık ateşte ya da buharda 3-5 dakika pişirerek vermek daha faydalı. Son dönemde fileler ve emzikler de çıktı. İçine bir dilim havuç koyuyoruz ve bebeğe veriyoruz. Bebek filenin arkasından havucu kemire kemire yer ve boğazına da kaçmaz. Ama çiğ değil de az pişmiş vermek daha iyi. Aynı şey kabak, bal kabağı için de geçerli. Meyvelerinse 6’ncı aydan itibaren çiğ olmasında sakınca yok.




‘Hepimiz tartı gibi olduk’


Kitapta sağlıklı beslenmeyle iyileşen hastalıklardan da söz ediyorsunuz... Çalışmalar, kötü beslenmenin pek çok kronik hastalığın sebebi olduğunu gösteriyor. Mesela kanserlerin artış nedeni... Alerjiler, migren, MS, psikolojik ve romatizmal hastalıklar, otizm, hiperaktivite ve adını nadiren duyduğumuz birçok rahatsızlığın ilerlemesi, beslenmeyle engellenebilir. Tansiyona bağlı kalp hastalığı ve damar sertliği bile.


Anneler arasında hep “Senin bebeğin kaç kilo?” diye konuşulur. İdeal bebek kilosu diye bir şey var mı?

Kiloya takmış durumdayız. Hepimiz tartı gibi olduk, aklıma Kantar Ailesi geliyor. Bebek doğuyor, daha kendine gelemeden apar topar tartıya götürüyoruz. 2 kilo 800 gram ya da 2 kilo 830 gram geliyor, soruyorlar “800 mü 830 mu?” diye! Ne önemi var... Bebek zor bir doğumdan çıkmış, ağır bir travma geçirmiş. Anne de hırpalanmış. Müsaade edin, birbirlerinin keyfini çıkarsınlar, bağlansınlar. Kaç kilo, kaç santim bir önemi yok. Başka şeylere bakın. “Bebeğim kilo alıyor mu?” değil; “Bebeğim mutlu mu, ihtiyaçlarını karşılıyor muyum?” diye sorun.


Organik beslenmeyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Tabii ki iyi bir şey ama kaç kişi yapabilir? Pahalı bir beslenme türü çünkü. Bunu bir ruh hastalığı haline getirmemek lazım. İmkanınız varsa organik alın ama her şeyi organik yedireceğim diye takıntı yapmayın. Bunun yerine besinleri mevsiminde yedirmek, lokal pazarlardan, etraftaki köylerden almak, hazır gıda tüketmemek daha önemli. Çocuk büyüdüğünde bunu sürüdürebilecek mi sonuçta?


“İmkânınız varsa organik alın ama her şeyi organik yedireceğim diye takıntı yapmayın. Bunun yerine besinleri mevsiminde yerel pazarlardan alın. Hazır gıda tüketmemek daha önemli.”


Kahvaltıda bile tarhana çorbası...

Bu soğuk kış aylarında hastalıklardan korunmak için özel bir beslenme öneriniz var mı?

Mevsimine göre beslenme kış aylarında çok önemli. Kışın yedirdiğimiz çoğu kök sebze aslında ısı verici. Bir nevi soğuk aylarda bebeğe ısı verdiği için üşümesini engelleyici nitelikte. Geleneksel tarhana çorbamız mesela kahvaltıda bile yedirilebilir. Meyvelerimiz de yüksek miktarda C vitamini içerir. Zaten ortadaki virüs ve bakterilerle savaşması için yüksek miktarda vitamin kaynağı olur.


Peki bebeği yatırarak beslemek tehlikeli mi?

Yatarak beslenmek kimseye iyi değil. Yemek boğazına kaçabilir, yatarak beslenenlerde kulak ve üst solunum yolu enfeksiyonları, reflü daha sık rastlanabilir. Bebeğin itiraz etme şansı da olmaz. Otururken ona itiraz şansı verirsiniz. Ağzını kapatır, başını sallar, kendini geriye iter. O zaman istemediğini anlarız.


‘Sonuçta anne ve bebek bir ikili’


Bebeğin belirli bir aydan sonra kendi kendine yemek yemesine izin vermeli miyiz?

Bebeğin yönlendirmesine göre beslemek, bebeğin kendi kendine yemesine izin vermek son dönemde çok popüler ama 1900’lü yıllardan önce zaten tüm bebekler böyle beslenirdi. Doğal olanı, bebeğin sofraya uzanıp bir şeyi eline alması, ağzına götürmesi, yavaş yavaş çiğnemesi, aile bireyleriyle bir arada oturması... Benim önerim, 6’ncı aydan itibaren bebekler anne sütü alıyorsa ya da mamayla besleniyorsa sofraya oturmadan önce karnı doyurulmalı, sonra aile bireyleri yemeğini yerken bebeğin önüne, uzanıp alabileceği, 1-2 dilim çok yumuşak avokado, lor peyniri ya da muz parçası gibi besinler konulmalı. Bu arada kimse boğazına kaçar mı diye korkunç gözlerle ona bakmamalı.


Bebek için kullanılan kaşık ve tabak nasıl olmalı?

Plastik olmasın, kolay yıkanan herhangi bir şey olabilir. Özel bir şey almaya gerek yok. Ama bebekler tahta kaşık sefer, soğuk, metal kaşık sevmez, gümüş kaşık da olabilir.


Londra, New York, Los Angeles ve Boston’da kariyer yaptınız. Oradaki annelerle ülkemizdeki anneleri kıyaslarsak...

Çalıştığım yerlerde sadece ABD’li ya da İngiliz yoktu. Herkesin kültürü, olaya bakış şekli, yeme alışkanlıkları farklı. Ama sonuçta anne ve bebek bir ikili. Hem de yaşamın ilk 1 yılında ayrılmaz bir ikili. O ikili aslında kültür farklı olsa bile değişmiyor, davranış şekli genellikle aynı.


Bebekler için önerdiğiniz tarifler, mönüler var kitapta. Okuyucularımıza da bir tarif verebilir misiniz?

Tüm haşlanmış sebzeler yedirilebilir, hem de 3 dakikada hazırlar. Kısık ateşte yapılan tüm çorbaları da önerebilirim. Meyveler belirli bir aydan sonra çatalla ezilip yoğurt ile verilebilir. Yumurtanın her çeşidi yapılabilir, menemen ya da değişik sebzelerle karıştırarak. Ekmek yerine bazen avokado, haşlanmış patates ya da tatlı patates yedirilebilir.


‘Sebze ve yeşillik yemeyen pek çok genç kızda folik asit eksik’


Hamilelik ve emzirme döneminde anneler nasıl beslenmeli?

En ideali hamile kalmadan önce karı koca olarak kendinize çekidüzen vermeniz. Mesela sigara içiyorsa bırakmalı, alkol kullanıyorsa çok azaltmalı, spor yapmalı, kilo vermeli, sağlıklı bir hayata geçiş yapmalılar. Daha güzel uyumalı, açık havada daha çok vakit geçirmeli, yeterince güneş almalılar. Ülkemizde yeterince sebze, salata ve yeşillik yemeyen pek çok genç kızda folik asit eksik. Folik asit eksikken hamile kalmak ve sonrasında folik asit kullanmaya başlamak başka, çok öncesinde sağlıklı beslenip hiçbir vitamin eksikliği olmadan hamile kalmak bambaşka bir şey. İdeali sağlıklı beslenmeye ergenlikte başlamak. Hele hamileyken hazır, işlem görmüş gıdalardan, trans yağ içeren kızartmalardan uzak durmalı. Evde kızartma yapacaksanız en fazla ayda 1 olmalı. Bugün kızartma yediyseniz ertesi gün detoks yapmak için daha çok meyve, sebze, salata, yoğurt yemeli. Hamilelikteki beslenme doğacak bebeğin zekâsından güzelliğine kadar pek çok şeyi belirler. Annedeki eksiklikler bebeğin gelişimini etkileyebilir. Fazlalık da kötü etkiler. Mesela anne çok kilolu, şeker hastasıysa bebek de etkilenir.


Röportaj: Sema Ereren

Fotoğraf: Ece Oğultürk

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.