Özür dilemenin gücü

Yazının devamını okumadan önce, durmanızı düşünmenizi ve en son sizden kimin özür dilediğini düşünmenizi rica ediyorum. Birçoğumuz bunu hatırlamakta zorlanır. Çünkü yakın zamanda kimse bizden özür dilememiştir. O zaman, zaman dilimini biraz genişletelim. Bir an durun ve hayatınız boyunca sizden özür dilemiş insanları düşünün, kaç kişi aklınıza geliyor? Listenin çok uzun olmadığına eminim. Ama şu kadar da iddialı konuşabilirim. Bir kısmınızın aklına hiç kimse gelmedi. Yani yaşamınızın şu ana kadarki kısmını esaslı bir şekilde özür dilemeden geçirmiş olabilirsiniz. Kimse size “kalbini kırdıysam, çok özür dilerim” dememiş olabilir ya da “Şunu şunu yaptım ve yapmamalıydım. Çok özür dilerim.” Sözlerini hiç duymamış olabilirsiniz. Daha da ileri gidelim. Siz en son kimden özür dilediniz bunu hatırlamaya çalışalım. Gerçekten durun okumaya ara verin ve hafızanızı yoklayın. Şimdi de hayatınız boyunca dilediğiniz özürleri hatırlayın. “Yaptığım şeyi yapmam yanlıştı. Çok özür dilerim.”

 

Geçtiğimiz aylarda iki arkadaşım benden özür diledi. Bu özürlerin benim üzerimdeki etkisi beni bu konu hakkında düşünmeye sonra da yazmaya sevk etti. Her şeyden sizin gibi durup benim dilediğim özürleri ve benden dilenen özürleri düşündüm. Yıllar geçtikçe benden çok daha sık özür dilendiğini, benim de çok daha sık özür dilediğimi fark ettim. Birbirimize karşı özrü dilenecek daha çok şey yaptığımızdan değil, benim ve etrafımdaki birçok insanın kendilerine yönelik farkındalığının artmasından kaynaklı olduğuna inanıyorum. Özür dilemek ruhsal güç gerektiriyor. Güçlü sağlam çok çabuk kendini tehdit altında hissetmeyen bir egonuz varsa, insan ancak o zaman “dur bir dakika, bu yaptığım doğru olmayabilir” ya da “bu yaptığım kast etmediğim halde karşı tarafı olumsuz etkilemiş olabilir” diyebiliyor. Ve tabii hal böyle olunca etrafımızdaki insanların profili de bu yönde değişmeye başlıyor. İçeridekiler yerini bulursa, dışarıdakiler zaten kendi kendine halloluyor.

 

Peki, benden özür dilenince ne hissettim? İlk vakada arkadaşım whatsapp’tan bir şey yazdı ben de kızdım. Hemen, “Nasıl yazarsın böyle bir şey? Bu beni çok kötü etkiledi” dedim. O da önce bana kendi haklı nedenlerini açıklamaya giriştiyse de (ki hiçbir zaman hiçbir işe yaramaz)  hemen bu açıklamaların faydasızlığını fark edip, hızlıca “Çok özür dilerim, kusura bakma, demesem daha iyi olurdu hakikaten” dedi. Sonra şakalaştık. Birbirimizin gönlünü aldık konu kapandı.

 

İkinci vakada arkadaşım yanımdaydı bana bir şey söyledi ve kendimi çok kötü hissettim ama o anda donup kaldım hiçbir şey söyleyemedim. Ama arkadaşım daha söylerken durumu fark etti, benim bir şey dememe gerek kalmadan “Çok özür dilerim. Çok saçma bir şey söyledim” dedi. Ben de “Tamam canım, zararı yok” falan diyerek mahcup bir halde özrü kabul ettim. Sonra içi rahat etmedi, birkaç dakika sonra tekrar özür diledi ve  ben iyice gevşeyip içine düştüğüm halden çıkmaya başladım.

 

İlk vakada arkadaşım benim kızgınlığımı açıkça söylememe rağmen “haklı açıklamalarına” devam etseydi ki herkesin hep çok haklı açıklamaları ve nedenleri hep vardır. Aramızda ufacık bir yanlış zamanda kurulmuş yanlış cümleden kırgınlık doğacaktı.

 

İkinci vakada arkadaşım, söylediği ufacık yanlış zamanda  yanlış cümleyi daha söylerken fark etmeseydi, belki ben ona “bu beni kırdı” diyecek gücü bulamayacak, olayı unutup gitsek bile kırgınlığı yer edecekti.

 

Emin olun benim etrafım korkunç insanlarla çevrili değil, hatta tam tersi. İki olay da görece son derece küçüktü ve farkındalık sahibi olmayan biri kolaylıkla “Sadece şaka yapmıştım. Amma büyüttün.”, “Ay ne alakası var! Ben dediğin gibi bir şeyi kesinlikle kast etmedim, o senin hüsnü kuruntun” diyebilirdi. Ama demediler. Onun yerine “Çok özür dilerim” dediler. Hem de çok uzatmadan, sonu “ama” koymadan.

 

Yakın zamanda birkaç başka vaka daha geçekleşti ve özür dilemekle ilgi birkaç şey anladım. Öncelikle özürleri kabul etmekte zorlandığımı fark ettim. Sadece özrü dilemenin değil özrü almanın da ruhsal güç meselesi olduğunu fark ettim. Benden şimdiye kadar o kadar az özür dilenmişti ki birisi özür dileyince bunu kabul etmeyi, uzanıp almayı bilmiyordum. Benim bildiğim kızgın kalmak ve kızgınlığa tutunmaktı. Arkadaşlarım bir anda tutunacak hiçbir şey bırakmayınca, boşluğa düştüm. Sevinç, güven duygusu, rahatlamanın yanı sıra kızgın kalmak için neden arama, kendimi duyduğum sevince, rahatlamaya tam olarak bırakamama, karşımdakine güvenmemek için yollar arama... Ve biliyoruz ki zihnimiz, bütün bu neden arama, gerekçe bulma  konularında çok yetkin. Eğer kendi iç dünyanızda dönen dolapları fark etmezseniz, hemen eski paternlerin kurbanı oluverirsiniz. Bir süre özürleri kabul etmekte yaşadığım güçlüğü, heyecanlı bir filmi izler gibi neredeyse çekirdek çıtlayarak izledim. O çıtlanan çekirdeklerden bu yazı çıktı.

 

Özürdeki bir diğer zorluk, eğer ne hissettiğiniz söylemezseniz genelde karşıdaki durumu anlayacak kadar farkındalık sahibi bir insan olmuyor. Benim ikinci vakada yaşadığım çok nadir bir durum. Hemen kimse bu kadar ne dediğinin farkında değil. Kırgınlığınızın ve kızgınlığınızı karşı tarafa söylemezseniz sizden ihtimal o ki kimse özür dilemeyecek. Ama sanmayın ki söylediniz diye hemen özür dileyecekler. Kızmakta ya da kırılmakta ne denli haksız olduğunuza, nedenlerinizin ne denli saçma olduğuna dair uzun söylevler dinlemeye hazır olun. Bu nedenle sonuç alınmadı diye küsmeden ısrarla, kırgınlığınızı söylemeniz önemli. Biliyorum zor. Benim de hayli zorlandığım bir konu. Ama her şey gibi pratik yaptıkça kolaylaşıp doğal hale geliyor diye umuyorum (!)

 

Son olarak, olabilecek en kolay şeyi yapın ve siz özür dilemeye başlayın. Ve çekirdek çıtlayarak izleyin bakalım neler neler olacak.

Yorum yaz

  • Misafir 2017-12-08 09:55:20

    Birisiyle birşey paylaştım ve ona şu kişiye kesinlikle söyleme dedim. Bikaç gün sonra bilmesini istemediğim kişi beni aradı ve o kişinin ona söylediğini anlatıp konuya dahil oldu. Bu yapılana çok öfkelenip kırıldım ve o kişiye hesabını sorup özür bekledim. Bırakın özür dilemeyi inkar edip yalanladı.