Zavallı ülkenin zavallı hayvanları

Geçtiğimiz Cumartesi günü bebekliğinden itibaren biberonlarla besleyip, aynı yatağı, aynı evi paylaştığımız sevgili kedimiz Igor’u kaybettik. Ani ve çözümü olmayan bir hastalık sebebiyle uyutulma kararı verildi. Böyle bir kararı yetişkin iki insan olarak vermenin ağırlığı bir yanda bu denli sevdiğimiz bir canlıyı kaybetmeye adım adım yaklaşmak diğer yanda…

 

Her şey o kadar ani oldu ki ötenazi aşamaları ve sonrasında kedimizi nereye gömeceğiz diye düşünmeye başladık. Düşünmek diyorum çünkü böyle bir konuda konuşmaya pek mecaliniz olmuyor. Derin sessizlikler, kesik, kısa cümleler ve gerçek anlamda boktan bir durumla ortada kaldık.

 

Betonlarla çevrili şehride sevgili Igor’u nereye gömeceğimizi konuşurken olur da anlar diye oda değiştiriyoruz… Hal bu hal... Kireç almak gerekiyormuş, 30 santimden daha derin kazmak gerekliymiş v.s.

 

“Hayvanlar konuşamadıkları için…” diye başlayan cümlelere sinir oluyorum. 7 yılımı beraber geçirdiğim diğer kedim Lemmy görenleri şaşırtacak kadar iyi bir konuşmacıydı. Birkaç gün geçirdin mi şıp diye anlardın dilinden. “Suyumu değiştir” net bir miyavlama, “bu mamayı beğenmedim” biraz daha içten ve titrek… Sabaha karşı uyanıp beraber hunharca yemek yediğimiz zamanlar var. Onları ne yapacağım mesela? Birçok arkadaşımla, akrabamla bu kadar yakın bir ilişki kurmadım…

 

Evimizi, hayatımızı ve sevgimizi (ki bu en önemli kısmı) paylaştığımız kedimizin bu hayattan gidişi, ruhsal olarak bizde ağır yük bıraktı. Hislerimi anlatarak sayfalar doldurabilirim. Buraya onun bakışlarını, sıcakkanlılığını, sonsuz şefkatini dokunaklı tasvirlerle yazabilirim. Sonrasındaysa bu yazı sadece yürek sızlatan bir yazı olarak kayıtlara geçer. Niyetim; hayatımızı, sokaklarımızı paylaştığımız hayvanların öldüklerinde üzerimizde bıraktığı hisleri anlamanızı sağlamak ve bunun üzerinden Türkiye’de nedeni bilinmez bir şekilde askıda bekletilen hayvan hakları yasasını sorgulamak.

 

Şu anda Türkiye’de hayvan hakları yasasında bahsedilen tüm hayvanlar mal kapsamında. Yani bu şu demek: Gelip sokakta baktığınız hayvanı işkence ile öldürürsem bana verecekleri ceza buzdolabınızı parçalayacağım zaman alacağım cezayla aynı. Yani bir anlamda sahip olduğunuz bir mala zarar vermiş oluyorum. Annenizi öldürsem malınıza zarar vermiş mi olurum? Ya da babanızı, kardeşinizi, sevgilinizi? Peki, hayvanları mal olarak gören bu yasanın mantığı neye dayanıyor?

 

 

5199 sayılı Hayvan Koruma Kanunu diyor ki:

(1) Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hale getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

 

(2) Haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi hakkında yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.”

 

Daha bitmedi. Bu maddenin uygulanabilmesi için gerekli olanlar:

 

a) Öldürülen/yaralanan hayvanın SAHİPLİ olması gerekir.

 

b) Hayvanın ille evde ya da bahçede bakılan hayvan olması gerekmez, sokakta bakılan bir hayvan da olabilir.

(Şair burada ne demek istiyor? Bir üst maddede açıkça SAHİPLİ olması gerekir demişti. Sokakta baktığınız hayvanlara karne alıyor musunuz?)

 

c) Hayvanın sahibi şikayetçi olmalıdır.

 

d) Şikayet yapılırken hayvanın karnesinin fotokopisi de karakol ya da savcılığa teslim edilmelidir. (Madde “(b)” yine soruyorum şair burada dalga mı geçiyor?)

 

e) Hayvanın karnesi SAHİPLİ olduğunu gösterir. Şikayetçi olacak kişi ile karnede ismi yazan kişinin aynı kişi olması şarttır. Hayvanın karnesinin olması yeterli olup ayrıca aşılarının yapılıp yapılmadığı gibi hususlar araştırılmamaktadır.

 

 

Yani diyor ki; ruh sağlığı ileri derecede bozuk birey bir sokak hayvanını işkence ile öldürse bile bir şey yapamayız. Çünkü yasalara göre sokak hayvanı sahipli değil ve karnesi yok… (eh ölsün o zaman diyor yani özetle.)

 

"Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"  2011 yılında meclise sunuldu. Hayvanların petshop’larda sergilenmesini de yasaklayan tasarı 2014'ten bu yana askıda. NEDEN?

 

Çok mu çalışıyor milletvekillerimiz? Vakit mi yok oylama yapmak için? Ya da hayvanlar adını bilmediğimiz adalarda para mı ediyor? Etseydi altın değerinde olurdu şüphesiz. Ve çoktan devlet bünyesinde koruma altına alınıp her sene artan bir vergiye tabi tutulurdu.

 

Toplumumuz hayvanlara, canlılara karşı gaddar ve merhametsiz. Toplumu temsil edenler de tam olarak halkın yansıması olduğu için yasanın çıkmasını umursamıyorlar. Böyle bir çıkarımda bulunmakta beis görmüyorum. Zira bu gaddarlığın, bunca umursamazlığın akla mantığa sığar başka bir açıklamasını bulamıyorum…

 

Halkın zavallı gibi yaşadığı bir ülkede  hayvan olmak bir canlının başına gelebilecek en kötü hadiselerden biri ne yazık ki…

 

Yine de, bir vatandaş olarak meclisten hayvan hakları yasasının onaylanmasını talep ediyorum. Yürüyüş ve eylem hakkımız OHAL sebebiyle yok biliyorsunuz. Yapabileceğimiz tek şey bu konu hakkında hepimizin daha çok talep etmesi, daha çok yazması, daha çok zorlaması…

 

Beyhude çabalardan öteye gitmek için ne yapmak gerekiyor bilmiyorum fakat bildiğim tek şey tanıdığım, takip ettiğim birçok insanın ayrı ayrı çabaladığı. Vızıltı olmaktan çıkıp çığlık olmalıyız. Başka bir yol göremiyorum…

 

 

 

 

Yorum yaz