Ben seni sevdiğimi de dünyalara bildirdim
+ Sonra Oku

Perili Fatma - 13

Perili Fatma - 13

 

Sabah uyandığında hava henüz aydınlanmıştı. Bir an önce evden çıkmak, sokaklara karışmak için sabırsızlanıyordu. Kendine söz verdi. O gün çalışmayacaktı. Elini yüzünü yıkadıktan sonra pencere önündeki ipe dün akşam astığı, gecenin nemini üzerinde taşıyan çamaşırları topladı. Çarşafını yatağının üzerine yaydı, bluzunu sandalyenin üst kısmına geçirdi, çiçekli basma eteğini askıya astı. Tahta masanın üzerindeki kırmızı gülleri eğilip kokladı. Tomurcuklardan birine küçük bir öpücük kondurdu.

 

Nasıl ki mutluluğu içine sığmadığında insan dört duvar arasında duramaz, o da evde vakit erken diye bekleyemedi. Ihlamur kokusunun karıştığı sabah serinliğinde, hırkasını omuzlarına atıp yürümeye başladı. Bahçelerin birinden sarkan mor salkımlardan küçük bir dal koparıp kokusunu içine çekti. Yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı. Elindeki mor salkımı sallaya sallaya yürürken şarkı mırıldanmaya başladı.

 

Rastladığı simitçinin önünde durdu. Dün öğleden beri hiçbir şey yememişti.

“Şöyle yanıklarından bir tane seçesin.”

Hemen arkadaki çay bahçesinin güne yeni hazırlanan masalarından birine oturdu. Çay ocağında oturan garsona seslendi. 

“Bana şöyle demli, yakışıklı bir çay veresin.”

 

Başını kaldırıp altında oturduğu yüksek ağaçlara baktı. Dalların arasından süzülen güneş sanki bugün onun için doğmuştu, sanki bütün çiçekler onun için açmıştı, bütün kuşlar onun için cıvıldıyordu. Yılların üzerine yeniden doğmuş gibi hissediyordu.

 

Kendine yılların üzerine elbise alacaktı, altına da bir çift ayakkabı. Saçı için üzeri taşlı tarak toka bakacak, bir şişe de koku beğenecekti. Ağaçların arasından görünen denize, ağır ağır iskeleye yanaşan vapura bakarken kendi kendine “Hayat  güzel be ya!” dedi. Masaya bozuklukları bırakıp kalktı. İki adım atmıştı ki döndü. Biraz önce bıraktıklarının yanına küçük paralarından bahşiş ekledi. Çay ocağındaki garsona dönüp elini kaldırdı.

“Hadi hayırlı işler olsun.”

Garson güldü.

“Hadi hayırlı fallar.”

 

Perili Fatma, hâlâ dün akşamın etkisindeydi. Altan Bey’le aralarında geçen konuşmayı tekrar tekrar aklına getiriyor, hatırladıkça esmer yüzü kızarıyor, utangaç utangaç gülümsüyordu.

 

Seval’in evinde içine çöken kasveti dağıtmak için çiçek tezgâhında otururken, birden Altan Bey önünde belirmişti.

 

“Ooo Altan Beyim nasılsın?”

“İyiyim sen nasılsın?”

“Aynı. İyidir.Annen nasıl oldu?”

“Daha iyi, çok şükür.”

“Ne yapayım sana? Yine karanfil mi istersin?”

“Yok... Bugün gül buketi yapar mısın?”

“Vay! Yakışır Altan Beyime. Kırmızı mı?”

“Yok. İçinde bütün renklerden olsun.”

“Hiç böyle buket yapmamışım bugüne kadar. Kime gider bu Altan Beyim?”

“Dünyanın en iyi, en güzel kalplisine.”

“Kalbi gibi kendi de güzel midir?

“Hem de nasıl.”

“Sen seversin onu.”

“Bir ben değil, tanıyan herkes sever. Hep iyilik, güzellik ister.”

“Ne zamandır tanırsın?”

“Oldu bir altı ay.”

“En çok hangi rengi sever?”

“Bilmem.”

“En çok hangi renkten giyer?”

“Her renkten görüyorum üstünde.”

“İyi huylu mu?”

“Çok.”

“Güler yüzlü mü?”

“Çok.”

“Tatlı dilli mi?”

“Çok.”

“Sen meleği tarif edersin be.”

“Melek değil de Peri diyeyim.”

“Karışık gül olmaz Altan Beyim, affedersin.”

“Sen sana nasıl bir buket verilsin isterdin?”

“Kırmızı!”

“Tamam hayalindeki buketi yap o zaman.”

 

Perili hevesle, özene bezene buketi hazırlamış, Altan Bey buketi alıp ödemesini yapmış, sonra elindeki gülleri Perili’ye uzatmıştı.

“Bunlar senin için Perili.”

Biri bir lafı yanlış söylediğinde karşısındaki nasıl kendini tutamayıp gülerse Perili de öyle kısacık gülmüştü.

“Altan Beyim ne dersin sen.”

“Sen bu güllerden daha güzellerine layıksın.”

“...”

“Yarın değil, ondan sonraki akşam seni bu saatte alayım, bize yemeğe gidelim. Müsait misin?”

Neye uğradığını şaşıran Perili kabul etmişti.

“Peki Altan Beyim... Yarından sonra bu saat, burada seni beklerim...”

 

Altı aydır hasta annesi için haftada bir çiçek almaya gelen Altan Bey’in niyeti, Perili’ye bilmeden yaptığı iyilikler için teşekkür etmekti. Ancak Perili Fatma, Altan Bey’in ne yüzündeki şefkati görmüş ne de sesindeki sevecenliği fark etmişti. Aklında üç cümle kalmıştı.

“Kalbi gibi kendi de güzel midir?

“Hem de nasıl.”

“Sen bu güllerden daha güzellerine layıksın.”

 

Güllerin kırmızısı Perili’nin gözlerini kamaştırmış, içinde uyuttuğu beğenilme, sevilme arzusuna yenik düşmüştü. Sabahtan beri aynı şarkıyı söyleyip duruyordu.

“Ben seni sevdiğimi de dünyalara bildirdim.”

 

14. bölüm 16 Mart 2018 Cuma hthayat.com’da...

 

Diğer bölümler

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

Yorum yaz