Ah, şu insanları tanıma gayretimiz...
+ Sonra Oku

Ah, şu insanları tanıma gayretimiz...

İnsan olmak sosyal bir olgudur. Her birimizin hayatı, başka insanlarla iletişim halinde geçer. İnsanların bir kısmıyla daha yüzeysel, bir kısmıyla ise daha derinlemesine ilişkiler yaşarız. Kısacası, hayatımızı insan olarak, insanlarla beraber devam ettiririz.

 

Çok iyi anlaşıp her duygumuzu paylaştığımız insanlar, bir de bazı ortak nedenlerden dolayı katlanmak zorunda olduğumuz insanlar vardır. İnsanlar arasındaki bu ilişkiler devam ederken var gücümüzle de karşımızdaki kişiyi tanıma gayreti gösteririz. Ancak bir gerçek vardır ki hayatımızda hepimiz en az bir kere en iyi tanıdığını varsaydığı kişiden bir gol yemiştir. Yaşadığımız bu hayal kırıklığı da “onu nasıl da tanımamışım” dedirtmiştir bizlere çoğu kez. İşte, bu darbelerden sonra da “birisini tanımak için 40 fırın ekmek yemek lazım” ya da “birisini tanımak istiyorsan onunla yola çıkmalısın” gibi beylik laflar etmişizdir.

 

Peki, birini tanımak nasıl olur ve gerçekten karşımızdakini ne kadar tanırız?

 

İnsanları tanımak için önce zaman vermek gerekir. Bir insanla zaman geçirmek ve bu süre zarfında gözlemlemek en birinci yoldur.

 

Farklı ortamlarda olmak ve rutin dışı olaylar karşısında yine karşımızdakinin nasıl bir tepki vereceğini izlemek de o kişi hakkında bize ipucu verir. Ayrıca karşımızdaki kişiyi tanımak için bize de iş düşer. Önyargıda bulunmadan önce empati yapmak, biraz da kendimizi onun yerine koyarak düşünmek gerekir.

 

Elbette kendimizce kıstaslar, belli kriterler belirler, onlara dikkat ederiz. Karşımızdakinin sözüne güvenilir mi, merhametli mi, dedikoducu mu, vefakar mı, eli açık mı, dürüst mü, yardımsever mi vs. gibi özellikleri taşıyıp taşımadığını tespit etmeye çalışırız. Ancak ne yaparsak yapalım, bir insanı tamamen tanıyabilmek asla mümkün değildir. Herkesin içinde sadece kendinin görebildiği gizli kapılar vardır mutlaka. İtiraf etmeliyiz ki hepimizin kendimize sakladığımız başka bir yüzü bulunur.

 

Bunun yanı sıra, insan değişen bir varlıktır. Hepimiz değişen dünyayla beraber değişiyoruz, gelişiyoruz. Bir zaman önce iyi ve doğru dediğimiz kavramlar, zevklerimiz değişiyor, bazen "yapmam" dediklerimizi yaparak tabularımızı yıkıyor, bazen de daha sert duvarlar örüyoruz kendimize. Fikirlerimiz, beğenilerimiz değişiyor. Bu değişim de tanınabilirlik oranımızı azaltıyor...

 

Sanırım, tüm bu saptamalardan yola çıkarak yapılması gereken şu: Üzmemek ve üzülmemek için kimseye fazla anlam yüklememek, her duruma hazırlıklı olmak ve insanları olduğu gibi kabul etmek...

 

Ferah Uzundurukan

 

Görsel: Juliana Bragança

Yorum yaz