Kaçan kovalanıyor mu gerçekten?
+ Sonra Oku

Kaçan kovalanıyor mu gerçekten?

Kadın - erkek ilişkisinde "kaçan kovalanır" klişesini bilmeyen yoktur. Neredeyse ilişkiler üzerine söylenmiş bir atasözü kıvamındadır bu kuram... Doğruluğu ve işe yararlılığı ise tartışmaya açık... İlişkilerden bahsedildiğinde yakın çevreniz bile bu klişeyi size ya tavsiye niteliğinde verir ya da ilişkide uygulanacak bir taktik olarak...

 

İlişkide kaçan tarafın ulaşılmaz olacağı ve ulaşılmayanın ise daha kıymetli tutulacağı yargısı vardır nedense. Günümüzde artık bu klişe eski geçerliliğini yitirmeye başlamış olsa da gelin beraber inceleyelim "kaçmak" ve "kovalamak" teorilerini...

 

Diyelim siz "kaçan taraf" olmayı tercih ettiniz. Partnerinizin gözünde merak uyandırmak için tüm taktikleri yapıyorsunuz. Nedir bunlar; daha az arıyorsunuz, mesajlara daha geç ve kısa dönüşler yapıyor ve çoğu zaman daha yoğun olduğunuz gerekçesiyle ona fazla zaman ayırmıyorsunuz. Bir gizem yaratıyor, bazen de triplere giriyorsunuz bu ve bunun gibi tavırlar... Gerçekte yapmak istediğiniz bu değil ama onu kendinize daha çok bağlayacaksınız ya, var gücünüzle kaçıyorsunuz aklınızca. Belki bu şekilde daha çok talep edileceğinizi düşünüyorsunuz fakat nereye kadar?

 

Üstelik erişilmez olabilmek uğruna kendinizi kasıyor, yaşamak istediğiniz duygulara da gem vuruyor, mutluluğunuzu erteliyorsunuz. Ve böyle davranarak da aslında kendinize psikolojik baskı uyguluyorsunuz...Planlara kafa yoruyor, işe yarayıp yaramayacağını tartıyorsunuz. Ne boğucu bir ruh hali...

 

Siz kendinizle bu iç savaşı yaşarken diğer yandan sevilmediğini ve değer görmediğini düşünmeye başlayan partnerinizin gözünde ise yavaş yavaş "fazla naz aşık usandırır" fazına geçiyorsunuz. Sabır da bir yere kadar çünkü. Ve siz kovalandığınızı zannedip bir an durup arkanıza baktığınızda ise arkanızdan gelen sadece koyu bir yalnızlık oluyor çoğu kez. Kaçmaktan terkedildiğinizin farkına varamıyorsunuz...

 

Ve şimdi "kovalayan aşık" tarafına geçelim bir de. Aşıksınız ve onun için her şeyi yapmaya hazır konumdasınız. Tabana kuvvet seçtiğiniz kişiyi kovalamakta kararlısınız. Her türlü naz ve kaprisi çekecek, günde üç-beş defa arayacak, sayısız mesajlar atacak, her hatasını göz ardı edecek, daima alttan alacak, kendinizi hiçe sayarak kısacası her daim elinin altında olacaksınız. Düşünsenize kendini böyle harcatan bir insan modeli de ne kadar cezbedici olabilir?

 

Ayrıca siz bu kadar çaba harcarken karşınızdakinin gözünde ne kadar kıymetli olacaksınız? Üstelik verdiğiniz mücadelenin yanlış algılanma ihtimali de var. Siz hakettiğinden fazla değer verdikçe karşı tarafın gözünde ters orantılı olarak değersizleşeceksiniz. Ve sizin verdiğiniz çabanın farkına varmaması da ihtimal dahilinde... Bu durumda boşuna koşan taraf olarak sadece yorulacaksınız.

 

Görüyoruz ki esas olan ne kaçmak; ne kovalamak... Sağlıklı bir ilişki taktikler üzerinde ne kadar süre devam edebilir ki? Belli bir süre sonra taktik ve plan yapmaktan ilişkinizi yaşayamaz hale geleceksiniz. En güzeli öncelikle kendiniz olun. Her duygunuzu dürüstçe, kendi cümlelerinizle ifade edin. Ne kaçmak ne de kovalamak üzerine stratejiler kurarak zihninizi yormayın. Elbette ortada bir ilişki ve duygular var ise tabii ki belli oranda ve karşılıklı olarak özveri de bulunulacak. İlişkiye belli bir emek harcanacak. Seviyor ve eğer siz de sevildiğinizi, anlamlı olduğunuzu hissediyorsanız çaba göstereceksiniz. Fakat kararınca, ölçüyü kaçırmadan; kimseyi hayatınızın merkezine koymadan...

 

Eğer "aşk" gibi güzel bir duyguyu bulduysanız enerjinizi sadece mutlu olmak için harcayın...

Yorum yaz

  • Misafir 2019-12-04 21:49:22

    çok doğru kaçmanın da kovalamanın da hiç bir anlamı ve önemi yok her zaman duygu ve düşüncelerin samimi ve net olması gerekiyor ama şu var ki cesareti olmayanın hep bir bahanesi vardır.