Kadınlar kendilerine günde sadece 17 dakika ayırabiliyor
+ Sonra Oku

Kadınlar kendilerine günde sadece 17 dakika ayırabiliyor

Bir araştırmaya göre, kadınlara tüm işlerden günde sadece 17 dakika kalıyor. Çalışan kadınlar ise ev ve aile işlerine erkeklerden 5 kat daha fazla zaman ayırıyor. Peki, aile içinde huzurlu bir iş birliği nasıl sağlanabilir?

Anneler çocukların günlük programını, yapılması gerekenleri organize ediyor ve ev işlerini üstleniyor. Modern bir yaşam sürdüğünü ifade eden anneler bile ev işlerinin hala %78’ini yapıyor. Kendilerine ayırabildikleri zamanda gevşemek için tercih ettikleri yöntemler ise en fazla kitap okumak, bir bardak çay içmek veya TV izlemek. ABD’de yapılmış olan bir araştırma bunları söylerken ortalama bir yaşam süren birçok ülkedeki kadının hayatına da ışık tutuyor. Ülkemizde ise rakamlar, çalışan kadınların ev işlerine ve aile bakımına erkeklerden 5 kat daha fazla zaman ayırdığını söylüyor. Peki, sorunun kaynağı nedir?   

 

Tüm hafta boyunca çocuk bakımının ve ev işlerinin aslan payını üstlenen kadınların, kendilerine ayırabildikleri kısıtlı zamanda en çok tercih ettikleri şey kitap okumak olarak dikkat çekiyor. Maslow’un ihtiyaçlar piramidi bu noktada akla geliyor.

 

Psikoloji biliminin ünlü isimlerinden Maslow’a göre, insanın temel ihtiyaçları 5 basamaklı bir piramid ile sıralanıyor. En altta fizyolojik ihtiyaçlar yer alıyor. En üstte yer alan ise kendini gerçekleştirme ihtiyacı. Kadınların bir kısmı, kendini gerçekleştirme ihtiyacında ev sınırları içinde kalmış görünüyor.

 

Türkiye’de yapılan (TÜİK) bir araştırmaya göre, üniversite mezunu kadınların %76’sı çalışma hayatının içinde. Başka bir deyişle, %25’lik bir kısım çalışmıyor. Bir yandan uzun çalışma saatleri, diğer yandan ev işleri ve çocuk bakımı başlı başına ayrı işler olarak üstlenilmeyi bekliyor. Peki, bunların sadece kadının işi olduğunu kim söylüyor?

 

Merkeze çocuğa en yüksek yararı koyarak, ardından çocuğun ilk senelerinde bakım veren annenin desteklenmesi, bunun yanında kadın-erkek ilişkisinde dengenin araştırılması çözüm olabilir. Öncelikle, mevcut duruma bakmak gerekiyor.

 

Erkeklerde durum nedir?

 

Kadın, 2-3 kişilik iş üstlenerek kendi mesleğinden veya meslek edinme hakkından feragat ediyor görünüyor. Erkekler açısından bakmakta da elbette ki fayda var. Eş ve baba rolleri olan erkekler, yaşam standartlarını ve devamlılığını sağlamak için ekonomik baskıdan ve çalışma hayatının zorluklarından dem vuruyor. Bu konuda erkeklerin de bazı yükler altında olduğu bir gerçek. Ancak unutmamak gerekiyor ki, erkekler çalışma yani iş gücüne katılma hakkından neredeyse hiçbir zaman mahrum kalmıyor. Kazançlarının büyük çoğunluğunu ailelerine aktarsalar da iş hayatında kalarak kendilerini gerçekleştirme fırsatını hiçbir zaman kaybetmiyorlar. Kariyer hayatını devam ettiremeyen veya devam ettirmek için aile sorumluluklarından fırsat bulmaya çabalayan kişi ise çoğunlukla ailedeki kadın oluyor. Kadınlar, eş ve anne olma rollerinden arta kalan zamanlarda en temel fiziksel-ruhsal dinlenme ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.

 

Erkeklerin, iş hayatından arta kalan zamanlarda dinlenmeye vakit ayırabildikleri, rakamlarla da ortaya konmuş. TÜİK’in 2016 yılı Aile Yapısı Araştırması’na göre ev işlerinin yüzde 90’ını kadınlar yapıyor. TUİK 2014-2015 Zaman Kullanım Araştırması’na göre ise erkekler ev işi ve aile bakımına günde 53 dakika ayırıyor. Bunun yalnızca 9 dakikası çocuk bakımını kapsıyor. Kadınlar ise günde 4 saat 34 dakika ayırıyor.

 

Kadının çalışması durumunda da oranlar değişmiyor. Çalışan erkekler ev işi ve aile bakımına günde ortalama 46 dakika ayırıyor. Çalışan kadınlar ise 3 saat 31 dakika ayırıyor. Kadın her koşulda ev içi emeği üstleniyor.

 

Kadının çalışmasına toplumsal cinsiyet açısından bakış

 

Bütün bunlar "toplumsal cinsiyet" kavramının bir parçası. Peki, nedir toplumsal cinsiyet?

 

“Feminizm” ve “kadın çalışmaları” kavramları, günümüzde toplumsal cinsiyetle ilgili çalışmalara evrilerek artık her cinsin haklarını gözeten ve dengeleyen bir amaca yöneldi. “Toplumsal cinsiyet” kavramı, toplumun kadın ve erkek için uygun bulduğu, toplumsal olarak inşa edilmiş rolleri, davranışları, aktiviteleri ve nitelikleri kastediyor. Yani,  ‘erkek’ ve ‘kadın’ cinsiyet kategorileriyken ‘erkeklik’ ve ‘kadınlık’ toplumsal cinsiyet kategorileri demek oluyor.  

 

Bireylerdeki toplumsal cinsiyet kavramı,  genellikle bireylere kalıp yargılarla yerleşiyor. Bunlar da bireyleri belli şekilde davranmaya itiyor. Roller ise, bireylerin belli bir yapı içinde belirli kalıplara göre hareket etmesini ifade ediyor. Toplumsal cinsiyet kalıp yargıları ve rollerine göre çoğunlukla erkeklerin evi geçindirmesi, kadınların da eşlerinin, çocuklarının ve evin ihtiyaçlarını karşılaması bekleniyor.

 

Toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümünde ise erkekler tam zamanlı, daha çok gelir getiren ve itibarlı işlerde çalışabilirken kadınların ev sorumluluklarından arta kalan zamanlarda, ev emeğine dayanan veya yarı zamanlı, sosyal güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Cinsiyete dayalı iş bölümünde kadının asıl yeri evi kabul ediliyor. Toplumsal yaşamdaki temel rolü ise eş ve anne olarak tanımlanıyor.

 

Kadının ekonomik haklarından biri olarak “çalışmak”

 

Kadının kendi emeği hakkında karar alabilmesi, iş-yaşam dengesini kurabilmesi, kadının ekonomik haklarından biri kabul ediliyor. Ekonomik haklar beslenme, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel gereksinimlerimizi karşılayabildiğimiz insani bir yaşam düzeyine sahip olmak demek. Meslek sahibi olmak, gelir kazandığımız ve insana yakışır bir işte çalışmak, sosyal güvenceye sahip olmak demek. Bunların yanı sıra, iş gücü piyasasında aranan becerileri geliştirip meslek sahibi olmak için örgün ve yaygın eğitimden faydalanmak da bir hak. Dolayısıyla, kadının toplumsal cinsiyet kalıplarına göre yaşamına devam etmesi, eş ve çocuklarının ihtiyaçlarından arta kalan zamanlarla kısıtlanmasına sebep oluyor. Buna “bakım emeği yükü” deniyor. Yani bakım emeği yükü, toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü çerçevesinde kadınların ev içi ücretsiz emeğine dayalı olarak karşılanıyor. Çalışan kadın içinse, evde olunan zamanda iş yükünün ve çocuk bakımının eşler arasında paylaşılmaması, kadının çifte mesai yapmasına sebep oluyor.

 

Başka bir deyişle, bakım emeği yükü, cinsiyete dayalı iş bölümü olarak kadın tarafından karşılanıyor. Bu hem kadınların ekonomik hakları önünde engel, hem de kadınlar iş gücüne etkin olarak katılamadıkları için ekonomik kalkınmanın önünde engel oluyor. Ailenin tek kişinin gelirine bağımlı kalması da uzun vadede risk içeriyor. Bütün bunlar bir araya geldiğinde, çalışmak kadın için bir hak olarak öne çıkıyor. 

 

Kadınların çalışma deneyimleri, çalışmama veya işlerini terk etme sebeplerine odaklanan bir araştırmaya göre, özellikle erkeğin işi için şehir değiştiren kadınlar göç sonrasında iş piyasasına katılamadan ev kadını haline geliyor. Hâlbuki çalışmak, kadına karar gücü ve kendi yaşamını yönlendirme, kısacası hareket özgürlüğü getiriyor. Ev dışında hareket özgürlüğü modern kadın için de fazla söz konusu değil gibi görünüyor.

 

Kendini ifade etmekten daha zor bir şey varsa, o da insanın kendisi olabilmesidir. Virginia Woolf
 

 

Hayatı kolaylaştırmak için yaşayan kadın

 

ABD’de yapılan bir araştırma, ortalama bir yaşam süren ve yaşamlarını “modern” olarak adlandıran kadınların yoğun yaşam tarzlarını ortaya çıkarmış. Araştırmaya katılan kadınların 3’te 1’i hayatlarının tamamını başka insanlar için yaşadığını hissediyor.

 

Araştırma, kadınların 3’te 2’si günlük yaşam görevlerinin partnerleriyle aralarında eşit şekilde paylaşılmadığını ortaya koymuş. Kadınların yarıdan fazlası, kendi ilgi alanlarını hayata geçirmeye yönelik zamana sahip değiller. Ev işi yüklerine bakıldığında, ev işlerinin %78’ini kadınlar üstleniyor.

 

Serbest zamana kavuştuklarında, yatak odaları kadınların yalnız başına en çok rahatladıkları yer ve en büyük sığınakları oluyor. Kadınların yarısı, bir hafta boyunca rahatladıkları tek yerin yatak odaları olduğunu söylüyor. Araştırmaya göre, ortalama yaşam şartlarındaki bir anne günde kendine 17 dakika ayırabiliyor.

 

Kadınların yarısından fazlasına göre, 1 hafta boyunca yaşadıkları en büyük şeylerden biri, en sevdikleri TV programını rahatsız edilmeden seyredebilmek. Her on kadından yedisi, eşinin bir hafta boyunca kendilerinden daha fazla boş zaman geçirdiğini söylüyor. Katılımcıların dörtte üçü sessiz anlarda bile, bekleyen işler dolayısıyla asla tam olarak huzurlu hissetmediklerini belirtmiş. 

 

Aslında, işlerden geri kalan zamanlarda bile kadınlar çalışmaya devam ediyor. Yüzde 42’si serbest zamanlarının bir kısmını, ertesi günü planlamak için harcadıklarını söylemiş.

 

Kadınlar kendilerine ait zamanlarda en çok bunları yapmayı seviyor;

  1. Kitap okumak
  2. Bir bardak çay içmek
  3. TV seyretmek
  4. Uyuklamak-şekerleme yapmak
  5. Sosyal medyada gezinmek
  6. Online alışveriş
  7. Uzun bir banyo yapmak
  8. Yatarak TV seyretmek
  9. Film seyretmek
  10. Dolap içleri gibi alanlarda detaylı temizlik yapmak / mobilyaların yerlerini değiştirmek

 

 

Kadınların ilk tercih ettikleri şey kitapları olurken; kadının ihtiyaçlarına, kendilerini kültürel olarak besleme haklarına erişmelerinin bile kısıtlı zamana sıkışması, kulağa tuhaf gelmiyor mu?

 

Neler yapılabilir?

 

Kadınlar iş hayatına katılma hakkını rafa kaldırmak zorunda kalıyor, mesleklerinden uzak kalıyor ve bazen de ev kadınlığından başka meslekleri hiç olamıyor… İş hayatında olan kadınlar içinse ev işlerine tüm ev halkının katılımı uzak bir hayal haline geliyor.  

 

1 Kasım’da gerçekleşecek olan Dijital Topuklar’ın bu seneki teması #Cüretet. Kadınlar, çalışma haklarına giden yolları talep etmek için de cüret etmeleri durumunda ev içi emeğe yönelik bir şeyler değişebilir gibi görünüyor. Peki, bu önermeye yönelik bir değişim sağlamak için neler yapabilir?

 

Ev içindeki emekleri görülmeyen, ev içindeki işlerden öncelikle kadının sorumlu olduğu varsayımıyla işleri üstlenen kadınlar zaman içinde eş ve çocuklarının yaşamlarına destek olan pozisyonda kalıyor. Bu pozisyona ek olarak kadının kendine kalan zamanda kişisel gelişimine odaklanması, meslek edinmesi bir hak. Ancak bunun için, kadının hayatındaki erkeğin yani eşin varlığı bir güvence olarak farz ediliyor ve kadının çalışmayı tercih etmesi, aileyle ilgili sorumluluklarından ödün vermesi olarak görülüyor. Kadınının aile birliğini koruma görevine sıkışık kalması, çocuğun özellikle ilk yıllarındaki duygusal gelişiminde büyük pay sahibi olan annenin eve kısıtlı yaşam sürmesi aslında çocuğun gelişimi ve geleceği için de dezavantaj yaratıyor. Bu noktada erkeğin yani babanın da payının olduğunu unutmamak gerek. Elbette ki ayrı bir dinamik olarak, eşler arasındaki ilişkinin de…  

 

Kadınlar rahatlamaya, dinlenmeye, kendilerini gerçekleştirmeye yönelik zaman bulamadıkları müddetçe, çocukları için de ruhen besleyici halde kalmaları güç hale geliyor. Kadının iş gücüne ve hayata katılımı için ev dışına çıkması, her şeyden önemlisi, zamanını verimli planlayabilmesi gerekiyor. Başka bir deyişle, çalışan kadınlar için de ev kadınları için de iş-yaşam dengesi ihtiyacı söz konusu.  

 

Türkiye’de kadının çalışmasına kısa bir bakış

 

Kadınların Türkiye’deki çalışma durumuna bakarsak, TÜİK’in verilerine göre kadınların %28,9’u iş gücüne katılıyor. Erkeklerde ise bu rakam %65,5.

 

Şirketlerde üst düzey ve orta kademe yönetici pozisyonundaki kadın oranı sadece %17,3. Kadın istihdamı, 1950’lerden beri düşüş halinde. Bunda, kırsaldan kente göç ile birlikte, kırsalda çalışan kadının kentte iş hayatına katılamaması da etkili. Yani, göçle birlikte iş gücü erkekleşiyor.

 

İş-yaşam dengesi hedefiyle rakamlara baktığımızda, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’da yaşayan 15-49 yaşları arasındaki 5646 kadınla yapılan bir araştırmaya göre, hayatlarının her hangi bir döneminde çalışmış olan kadınların yarısına yakını haftada 6 ya da daha fazla gün, 45 saatten fazla mesai yapıyor. İş-yaşam dengesini sağlayabilecek mesai saatleri oldukça aşılıyor. Çalışma saatlerinin azalması kısa vadede çözülebilecek bir konu gibi görünmüyor. Hem kadınlar, hem de erkekler uzun çalışma saatleri sonrası evlerine varıyor. Peki, dengeyi nasıl bulacağız?  

 

Dünya kadınları birleşin, elektrik süpürgelerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yok. Betty Friedan

 

Cinsiyete dayalı iş bölümü en büyük engel  

 

Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin yayınladığı bir araştırmaya göre Türkiye’de kadın istihdamı 3 grupta ele alınıyor;

 

  • Yoğunluklu olarak tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi konumunda çalışan kırsal alan kadınları
  • Kentlerde düşük ücretli, emek-yoğun işlerde istihdam edilen, eğitimsiz ya da kısıtlı eğitime sahip, alt sosyo-ekonomik sınıftan kadınlar
  • Meslek sahibi, yüksek eğitimli, orta ya da yüksek orta sınıf kadınları

 

Her üç gruptaki kadının, cinsiyete dayalı işbölümüne ve kadınların toplumdaki ikincil konumlarına bağlı olarak karşılaştıkları sorunlar da çeşitli. Bir grup kadın, daha önce çalışıp işlerini bırakmış durumda. İpek İlkkaracan’ın Kentli Kadınlar ve Çalışma Yaşamı adlı araştırmasına katılan kadınların yarısından fazlası işlerini ailevi nedenlerle terk ettiğini söylüyor. Ailevi nedenler evlenmek ya da doğum, eşlerin ve ailelerin istekleri, eve ve çocuklara ya da ailenin hastalanan bireylerine bakmak gibi nedenler olarak sıralanıyor. TÜİK’in iş ve aile yaşamının uyumu araştırması, 2018 sonuçlarına göre ise; işgücüne dahil olmayan kadınların %45,9 ‘unun bakım sorumluluğu bulunuyor. İş gücüne dahil olmayan erkeklerde bu oran %14,8’de kalıyor. Sonuçta, kadının eş ve anne konumunu belirleyen ‘cinsiyete dayalı iş bölümü’ işi terk nedenleri arasında en ön sırada yer alıyor.

 

Kadın istihdamında en önemli sorunlardan biri de kadınların kendilerini “ev hanımı” olarak tanımlayıp, çalışıyor olarak göstermemesi. Bu da, ev kadınlığının bir çalışma statüsü olarak görülmemesinden kaynaklanıyor. Evi geçindirmenin erkeğin görevi olduğu, kadının çalışmasının aile içi görevlerden sonra ikincil konumda olduğunu içselleştirilmiş durumda. Kadınların evde yaptığı işlerin “çalışma” olarak görülmemesi bir sorun. Kadının da bu konudaki zihniyete yeniden bakması önemli hale geliyor. Çalışmanın bireysel bir hak olduğu ve aileye de faydası olacağını hatırlamak gerekli görünüyor.  

 

Paylaşmak herkesin yararına!

 

TÜİK’in 2014-2015 Zaman Kullanım Araştırması’nda hanehalkı ve aile bakımına kadınların günde ortalama 3 saat 31 dakika, çalışan erkeklerin ise 46 dakika ayırdığı görülmüş.

 

Özellikle çalışan kadınlar için bir handikap olduğu görülüyor. Çalışan kadınlar ev için kalan zamanlarında ev işlerine de büyük bir zaman dilimi ayırmak zorunda kalıyorlar. Spor gibi sağlığı koruyucu faaliyetlere günde ortalama 6 dakika ayırabiliyorlar. Çalışan kadının, hafta içi evde geçirdiği zamanının çoğunluğunu çocuğuna, kendisine ve aile içi ilişkilere ayırabilmesi mevcut durumda neredeyse mümkün görünmüyor.  Dolayısıyla, çocuğun ilgi ve bakım ihtiyacını karşılamak için kısıtlı zamanı bulunan annelerin, zamanlarının büyük çoğunluğunu ev ve gündelik yaşam işleriyle geçirmesi çocuklara da dolaylı bir haksızlık gibi görünüyor.

 

İş-yaşam dengesini sağlamak için en çok uğraşanlar tam zamanlı işte çalışan çocuklu kadınlar olarak görülüyor. Hâlbuki çocukların bakımı için iş hayatından uzaklaşan veya meslek edinmemiş, ev kadını olarak yaşamını sürdürenler için de iş ve yaşam dengesinden söz edilebilir.  İş yaşamından uzaklaşan kadınlar önce evlilik, sonra annelik ile toplumsal rollerine yapışık hale geliyor. Sadece bu roller ile varolur hale gelen kadın, eş ve çocuklarının yaşamını kolaylaştıran bir pozisyonda hayatına devam ediyor. Çocukların kendilerine yetecek yaşa gelmesiyle birlikte kadın kimlik bunalımı yaşayabiliyor ve ekonomik özgürlükten mahrum kalıyor.

 

Kadının ev kadınlığı sarmalından çıkması için öncelikle tüm ailenin iş birliği yapması gerekiyor. İş-yaşam dengesi ev kadını için de geçerli hale gelince, ev kadını da “kendini gerçekleştirme” olarak tanımlanabilecek yaşam hedeflerine ulaşmak için adım atacak hale gelebilir. Bu da öncelikle hayat arkadaşının ve çocukların iş bölümü ile mümkün görünüyor. Fazla görünmeyen ev içi emeğin kadınlarda kronik depresyon, yorgunluk, ayrıca psikolojik etkileri artık herkesçe biliniyor. Ev işlerinin herkesin sorumluluğunda olduğu, evde yaşayan herkesin meselesi olduğu konusunda fikir birliği gerekiyor.

 

Yükün büyük kısmını kadının üstlenmesi yerine, aile içinde iş birliği ve iş bölümünün dengelenmesi en iyi yol gibi görünüyor. Aile yapısı araştırması, 2016 sonuçlarına göre; eşler arasında en fazla sorun yaşanan konunun, ev ile ilgili sorumluluklar olduğu görülüyor. Babanın ev işlerine katılımı, aslında çocuk için de rol model oluşturuyor. Ev işlerine ailenin günlük işleri olarak bakıldığında ortak bir paylaşım alanı haline geliyor. Bu da aile içi bağların güçlenmesi için bir fırsat demek.

 

Çocuğun merkeze alınarak ailedeki iletişimin düzenlenmesi, günlük yaşamda herkesin yükü paylaşmasını kolaylaştırıyor. Böylece eşler birbirlerinin ortak hayata dair yaşadığı zorlanmaları anlayan, yükler ağırlaştığı zaman birbirine destek olan bir takımın parçası olarak hissediyor. Eşlerin bireysel olarak da yaşadığı zorlanmalar konusunda iletişimin devamlılığı önemli görünüyor. Bu konuda uzmanların görüşlerine kulak vermekte fayda var;

 

İlk adım: Sevgi ile iletişim

 

Kadınların hayalleri, içinde kaldıkları hayat şartları ile sınırlı kalmış gibi görünüyor. Burada sınırları genişletecek ve yeniden biçimlendirecek olanlar ise yine kadınlar.  Kadınların, içinde bulundukları durumu problem olarak ele alması ve çözümü için kadın ile erkeğin birlikte hareket etmesi en sağlıklı yol görünüyor. İletişim, önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Çift ve Aile Terapisti, Uzman Psikolog Selcen Erdemir Akdan bu konuda şunları söylüyor:

 

“Terapi çalışmalarımızda ve araştırmalarda görüyoruz ki yaşanan sorunlar salt kadın ya da  erkekten yani bireylerden değil sistemin işleyişi, kültürel ve toplumsal birçok değişkenden etkileniyor. Sorun sisteme ait ama çözümü maalesef bireysel çabadan geçiyor. Sorunu çözen ya da çözecek olan kişiler de o konuyla derdi olan kişiler oluyor, yani kadınlar. Ne kadar şikâyet etsek de alıştığımız düzenin belli bir konfor sağladığı aşikâr. Kadın bir kere talep ettiğinde de hemen gerçekleşmiyor. Bu noktada kadınların “Eşime söyleyene kadar kendim yaparım” , “Söyledim ama değişen bir şey yok, ben de kendim yapıyorum” dememesi, kararlı ve istikrarlı bir şekilde ev içindeki sistemi yeniden düzenlemek için talep etmeye ve taleplerinin takipçisi olmaya devam etmesi gerekiyor.  Çalışmalar gösteriyor ki, ev içi sorumluluk paylaşımı arttıkça kadınlar daha enerjik ve keyifli, eşler arası iletişim ise daha doyumlu oluyor. Eşler arasındaki doyumlu ilişki ise doğrudan ruhsal ve fiziksel sağlığımızı etkiliyor. Çocuklarımıza kattığı pozitif etkiyi ise hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla erkeklerin konuya, bu sorunların çözümünün salt kadınların yararına olduğunu düşünmeksizin yaklaşmasını ve konuyu çok yönlü değerlendirmesini öneriyorum.”  

 

Birbirimize nasıl destek olabiliriz?   

 

  • Aile fertlerinin her birinin eve giriş-çıkış saatleri ve evde oldukları süreleri gösteren birer tablo hazırlayabilirsiniz. Evde olunan süre içinde dinlenme, oyun, kişisel bakım, ödev vb gibi işlerin ne kadar zaman aldığı ortaya konmuş olur.
  • Ailede ev işlerinin, herkesin evde olduğu saatlerde bireylerin kendi sorumluluklarını üstlenmeleri teşvik edebilirsiniz. Küçük çocuklar için motivasyonu sağlayıcı etiketler, büyükler için çizelgeler kullanabilirsiniz.  
  • Ev içi emeğinin görünür hale gelmesi için haftalık bir program ve günlük bir iş listesi çıkarabilirsiniz.
  • Aile bireylerinin her birinin kendini ifade etmesi için haftalık bir toplanma saati belirleyin. Bunu keyifli bir etkinliğe dönüştürmek için önceden evdeki herkesin fikrini alın. Çocukların kendilerini ifade etmesini teşvik edin.
  • Kadın olarak kendi yeteneklerinizi fark etmekle başlayın. Önceden çalışma hayatınız oldu ise bu alanda yeni iş fırsatlarını, sektörel gelişmeleri takip edin ve gerekirse meslek eğitimlerini araştırın
  • Ailenin özel sağlık durumu, yaşlı bakımı, borç, kayıp ve taşınma gibi özel durumları göz önüne alarak destek seçeneklerini tekrar değerlendirin. Kimlerden yardım alabileceğinizi listeleyin.
  • Her şeyden önemlisi, kendinize inanın!

 

Yazı: Senem Tahmaz 

 


Referanslar: 

Türkiye İstatistik Kurumu. (2018). “İstatistiklerle Kadın”. Şuradan alındı: http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do;jsessionid=p13xdbpXh4jpr1hpgBtKR3QxhdtHc1bZNbpvDWRwlhlDHR8hF2RZ!1326310653?id=30707

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do;jsessionid=p13xdbpXh4jpr1hpgBtKR3QxhdtHc1bZNbpvDWRwlhlDHR8hF2RZ!1326310653?id=30707

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18627

İpek İlkkaracan (1998). “Kentli Kadınlar ve Çalışma Yaşamı”. Şuradan alındı:  http://www.kadinininsanhaklari.org/yayinlar/makaleler/

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Engelli Kadın El Kitabı. (2016) Şuradan alındı: http://engellikadin.org.tr/wp-content/uploads/2017/09/ToplumsalCinsiyetEngelliKadin.pdf

Deni Kirkova. (2014). “Mothers gets just 17 minutes of 'me time' to themselves each day.” Şuradan alındı:  https://www.dailymail.co.uk/femail/article-2552188/The-average-mother-gets-just-17-minutes-time-day.html?ito=email_share_article-top

 

Yorum yaz