Gençlikteki beyin yapısına tekrar dönmek mümkün mü?
+ Sonra Oku

Gençlikteki beyin yapısına tekrar dönmek mümkün mü?

Çocuk ve gençlikte en üst düzeyde olan öğrenme yeteneğinin yetişkinlikte geri kazanılamayacağı, çocuklukta yaşanan stresin etkilerinin kalıcı olduğu düşünülüyordu. Nöroplastisite sayesinde bu avantaj yetişkinler için de geçerli hale gelecek.

Gençlik beynimize tekrar dönmek mümkün mü? 

Gençlerin yeni bir şeyler öğrenme konusunda bizden daha iyi performans gösterdiği bir gerçek. Genç insanlar en zor şeyleri kısa zamanda kavrayabiliyor. Nöroplastisite, beynin yeni sinir bağlantıları oluşturabilme yeteneği olarak tanımlanıyor. Yeni şeyler öğrenme yeteneği getiren bu avantaj, gençlerde en üst düzeyde bulunuyor. Bugüne kadar nörobilim ve psikiyatri alanlarındaki geleneksel görüş, ergenlik döneminin nöplastisite için son durak olduğuydu. Beyin halen gelişimine devam ettiği için çocuk ve ergenliğin en iyi dönem olduğu ve sonrasında yeni nöron bağlantılar kurmanın mümkün olmadığı düşünülüyordu. Gelişimin tek yönlü ilerlediği ve biçimlendirici yıllar denilen çocukluk ve ergenlik geçtikten sonra, yeteneklerin gelişmesinin çok zor olduğuna inanılıyordu. Yeni araştırmalar, bunun için halen fırsat olduğu ve gelişimin imkânsız olmadığı ortaya koydu.

 

Beynin saatini geriye alınabilir mi?

“Beynin saatini geriye alabilsek ve önceki değişim yeteneğini, plastisitesini yeniden yakalayabilsek ne olurdu?” sorusu, hayvan ve insanlar hakkında yapılan güncel bir araştırmanın odak noktası oldu. Temel düşünce, nöral devrelerin beyin gelişiminin kritik periyodlarında, zihinsel durumları ve davranışları yapılandırmada etkili olduğuydu. Bu periyodları başlatan ve durduranın ne olduğu çözülürse, yeniden başlatmanın da mümkün olacağı fikrinden yola çıkıldı. Beynin hassas dönemlerini bir üfleme camı olarak düşünülebilir; Erimiş cam dövülebilir durumdadır ancak soğumadan ve sertleşmeden önce nispeten kısa bir zamanınız vardır. Fırına geri koymak, camın şeklini bir kere daha değiştirebilir.

 

Öğrenme yeteneği yeniden kazanmak mümkün

Araştırmacılar, müzikte “absolut kulak” yeteneğine sahip olan kişilerle ilgili bilinenleri de tekrar gündeme getirdi. Absolut kulak, herhangi bir yardım olmadan, duyulan bir notayı herhangi bir referans almadan tanıma veya istenen nota sesini verme yeteneği olarak tanımlanıyor. Sesin kulakla değil, beyinle algılanması olarak da ifade ediliyor. Bu durum, nüfusun çok az bir kısmında görülüyor. Bu yetenek, uzunca bir süredir müzik öğretmenlerinin yanı sıra psikiyatristler ve nörobilimcilerin de ilgisini çekiyor.

 

Müzikal anlamda eğitilmemiş kişilerde de bulunan absolut kulağın gelişmesi için erken müzik eğitiminin çok önemli olduğu söyleniyor. Erken yaşta alınan müzik eğitiminin bu yeteneğin kazanımında çok önemli olduğu görülüyor ve absolut kulak olan birçok insan, müzik eğitimlerine 6 yaşından önce başlamış oluyorlar.  9 yaşından sonra başlanan müzik eğitiminden ise bu yönde nadiren verim alındığı ve yetişkinler arasında da çok az örnek olduğu söyleniyor. Beynin buna benzer bir gelişim gösteremeyeceği ile ilgili görüşler, bilim insanları tarafından yeniden sorgulanmaya başlandı. Absolut kulak konusu, sinirlerin ve bilişsen fonksiyonların gelişimi üzerinde genlerin ve yaşamsal deneyimlerin etkileşimini anlamak için model sağlıyor. Buna yönelik olarak bir çalışma yapılmış ve yetişkinlerde absolut kulak geliştirmenin mümkün olup olmadığına bakılmış.

 

British Columbia Üniversitesi’nde 2013 yılında yürütülen bir araştırmada, müzikal eğitim almamış olan kişilerde absolut kulağın geliştirilmesinin mümkün olup olmadığına bakılmış. Çalışmada çok az müzik eğitimi alan veya hiç almayan kişilerden bir grup 2 hafta boyunca teste tabi tutulmuş. Yapılan testte, ilaç verilen bir grubun öğrenme yeteneklerinde olumlu yönde gelişme gözlenmiş. İlacın bir etkisi olarak, alındığı süre boyunca beynin nöroplastisite halinde dolaşıp dolaşmadığı kesin olarak tespit edilememiş, ancak ilacı alan kişilerin yeteneklerinde gelişme gözlenmiş. Araştırma, normalde çocukluk döneminde kapanan kritik bir öğrenme yeteneğini yeniden açabileceğimizi göstermiş. Peki, bu nasıl gerçekleşiyor?

 

Ergenlikteki stresin beyne etkileri yetişkinlikte onarılabilir mi?

Nöroplastisite ile ilgili araştırmalar, psikiyatristleri farklı bir açıdan heyecanlandırıyor;  Uzmanlar uzun yıllar hastalarının erken yaşam deneyimlerinin ruhsal yönden olumsuz etkilerini onarmaya çalışıyor. Yetişkinlerdeki kronik psikiyatrik bozuklukların bir kısmı 25 yaş civarı, bir kısmı ise ergenlik döneminde belirti vermeye başlıyor. Ergenler aynı anda beyin plastisitelerinin ve zihinsel hastalıklara karşı savunmasızlıklarının zirvesinde oluyor. Bu ilk yıllarda olan durum, ergen bireyin davranışlarını ve hatta DNA’sını yetişkinlik dönemine kadar etkileyebiliyor.

 

Çocukluk yıllarındaki stresin etkileri azaltılabiliyor 

Ergenlik döneminde, nöronlar arasındaki zayıf ve belirsiz bağlantılar normalde geri çekiliyor ve daha güçlü olanları gelişiyor. Bu sürecin kronik stres gibi etkenlerle bozulmasının Alzheimer ve otizm gibi birçok ruhsal rahatsızlığın ortaya çıkması ile ilgili olduğu muhtemel görülüyor. Bu olasılıkla ilgili olarak fareler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre; stres, anksiyete ve bağlanma konusunda fareler ve insanlar şaşırtıcı derecede benzer. Annelerinden yeterli bakım görmeyen yavru farelerin davranışlarında ve hatta DNA’larında kalıcı değişiklik belirlenmiş. Yaşamın ilk haftasında, annelerinden daha az bakım gören yavrular korku tepkileri ve stres belirtileri göstermiş. DNA’larında da gen değişikliğine sebep olabilen maddelerin arttığı tespit edilmiş. Başka bir deyişle, gördükleri ebeveynlik tarzı, DNA’larını değiştirmiş. Doğayla ilgili çarpıcı bir örnek…

 

Araştırmacılar, erişkin olduklarında bu farelere, DNA’nın üzerindeki bu etkilerin gideren ve fareleri bakımdan yoksun bırakmanın etkilerini tersine çevirebildiklerini keşfetmişler. Anksiyete belirtilerini yoğun olarak gösteren bu fareler, iyi bakım gören yavrularla aynı davranışları göstermeye başlamışlar. Bunun anlamı, erken yaşam deneyimlerinin genler üzerindeki zararlı etkilerinin, yaşamın ilerleyen döneminde geri çevrilebilecek olması. Bu, aynı zamanda insanlar için de iyi haber demek; çünkü yaşamın erken dönemlerindeki stres, bazı ruhsal hastalıkların yanı sıra ruh hali ve kaygı bozuklukları gibi birçok psikiyatrik bozukluk ve hatta kişilik bozuklukları için risk oluşturuyor. Örneğin 2014 yılında yapılan bir araştırma, ihmal edilmiş veya suistimale uğramış çocukların, esnekliğe ve stres yanıtına aracılık etmede rol oynayan genlerinde değişim olduğu tespit edilmiş.

 

Nöroplastisite ile travma etkilerinde iyileşme

Elbette ki yaşamımızdaki travma deneyimlerini zamanı geriye çevirerek ortadan kaldıramıyoruz. Ancak bu çalışmalar travmanın uzun vadeli etkilerini hafifletmek veya geriletmenin mümkün olabileceğini gösteriyor. Nöroplastisite ile beyni ve davranışları olumlu yönde değiştirme fırsatı sadece çocukluğun hassas dönemleri ile sınırlı kalmayacak, yetişkinlik döneminde de mümkün olabilecek gibi görünüyor. Tüm bunlarla birlikte, bu olumlu tablonun bir de karanlık yönü olabilir. Harvard’lı bir nörobilimci olan Takao Hensch, beyinde değişimi mümkün kılan 5 hassas aşamadan bahsediyor ancak bu aşamaların var olmasının iyi bir nedeni olduğunu söylüyor; tüm sinir devrelerini dinamik bir durumda tutmak yorucu olurdu. Yine de, çocukluk ve gençlikte yaşanan travmaların getirdiği olumsuz değişimleri iyileştirme, ayrıca Alzheimer ve otizm gibi rahatsızlıkları tedavi etme potansiyeli yönünden nöroplastisite önemli bir yol olarak görünmeye devam ediyor.  

  

Derleyen ve Çeviren: Senem Tahmaz

 


Referanslar: Prof. Richard A.Friedman . (2016). Return to the Teenage Brain”.

Şuradan alındı:  https://www.nytimes.com/2016/10/09/opinion/return-to-the-teenage-brain.html?action=click&module=RelatedLinks&pgtype=Article

 

 

Yorum yaz