Parasız kalma korkusu nereden geliyor?
+ Sonra Oku

Parasız kalma korkusu nereden geliyor?

Yoksunluğa iten bir eğilim, bir saplantı veya bir ilkel kaygı… Günümüz toplumunda bolluk nasıl açıklanıyor? Peki bolluktan yoksun olma korkusuyla baş etmek için ne yapmalı?

Hırsız var! Hırsız var! Katil var! Adalet! Kayboldum, öldürüldüm, boğazımı kestiler, paramı çaldılar. (…) Benim zavallı param, benim zavallı param, sevgili arkadaşım! (…) Sensiz yaşamam mümkün değil. (1) Ya bir anda her şeyimizi kaybetseydik?

 

Cimrilik bilinç dışı, çok eskiden gelen bir korkunun sonucu olabilir. Bunun da ötesinde, birbirine zıt durumları açıklayabilir. Kimi, harcamalarını ciddi ölçüde azaltmak durumundayken, bir diğeri yirmi sekizinci kazağını gardroba yerleştirirken veya sosyal medyada arkadaş listesini sonsuza kadar uzatırken buzdolabını ağzına kadar doldurabilir. Yoksun kalma korkusu, her şey yolundayken bile, hangi belirsiz nedenden ötürü davranışlarımızı o veya bu yönde, bu derece etkileyebiliyor? Psikanalist Patrick Avrane (2) ve psikiyatr Jean-Luc Ducher bizi bu konuda aydınlatıyor.

 

Miras alınan bir korku

Temel yoksun kalma korkusu, bazen bazen anne-babadan,1954 kışını, savaşı veya 1929 krizini yaşamış büyükanne-büyükbabadan geliyor. Psikiyatr Jean-Luc Ducher (2) şöyle açıklıyor: “Tarih ve yoksunluğun tekrar yaşanabileceği korkusu, –çok uzakta kalmış olsa bile– bir halı gibi kalır ve nesilden nesile aktarılır. Bu, meselâ neden Fransız halkının yarısının kendini evsizler yurdunda (3) bulacak diye ödünün koptuğunu açıklar. Yaşanan en zor durumun, objektif olarak korkulacak bir yanı olmadığında bile.” “Hatta belki de Sarı Yelekliler (4) hareketinin ateşini yakan bu korkular… Bu kişiler birden nefessiz bırakıldıklarını hissettiler, çocuklarını hakettikleri şekilde büyütememekten ve kendilerini bir gün sokakta bulmaktan korktular.”

 

Miras alınan bu korku vücutta, refleks depolama olgusu oluşturma noktasında, hatta daha ileride normal koşullarda doğan çocuklarda yazılı olabilir. Geçmişte kalsa da, beden kafa kadar hatırlar.

 

Psikanalist Patrick Avrane’a (5) göre çoğu kez bilinçsizce ortaya çıkan, hiçbir yiyeceğin, satın alınan hiçbir şeyin, banka hesabının yatıştıramadığı bu doymak bilmez açlığın altında başka bir fenomen yatıyor olabilir: “Bu korku, çok ilkel ve sınırsız başka bir beklentiden besleniyor: Asla tatmin edilemeyen anne sevgisi ihtiyacı. Hepimiz Aziz Augustine'nin İtiraflar’ında (6) açılış sahnesinde tasvir ettiğini –o sahnede süt kardeşimizi emzireni kıskanarak– yaşayabilirdik.”

 

Psikanalist, sıradışı yaşam tarzı ve görkemli evleriyle tanınan Georges Simenon’un hikâyesini örnek olarak veriyor. “Annesi, kendi çocukluğunun yıkımının acısıyla, korkunç sefalet korkusunu ona iletmekle kalmadı, açıkça küçük kardeşini ona tercih etti. Bu çifte yaralanma, Simenon’un sonradan benimseyeceği hayli masraflı tutumu açıklıyordu. Belki bir tür meydan okumaydı, lüks içinde yoksulluğun hayaletinden kaçmak ve anne sevgisinin yokluğunu telafi etmek içindi.”

 

Hiçbir eksiğimiz olmadığını kabul etmek

 

Bu dipsiz kuyuda nasıl kaybolmayız? En başta, birikerek saplantı haline gelmiş bütün olguların farkına vararak ve bunları inkâr etmekten vazgeçerek. Avrane şöyle devam ediyor: “Biriken paranın değişim değeri kalmadığı veya yiyecek maddeleri kullanım değerlerini yitirdikleri andan itibaren ihtiyaç değerleri farklılaşıyor ve onların gerçek duygusal işlevlerini tanımlamak gerekiyor. Hangi duygusal eksikliği telafi etmeye çalışıyoruz? Düşündüğümüz çocuk, ona verilmesi gereken sevgiyi bir noktada neden alamadığını düşündü? Analiz, çoğu kez uzun bir çalışmayı bitiren bu soruya cevap bulmaya izin verebilir.” Ve aynı zamanda pek çok memnuniyetsizlik, adaletsizlik, eksiklik duygusunu aşmaya yarayabilir.

 

Jean-Luc Ducher, bu korkunun doğrudan bir uzmana danışmaya yöneltmediğini söylüyor. Kim “Bir sorunum var, restoranda hesabı ödemekten kaçıyorum” veya “Dolaplarımı aşırı dolduruyorum” demek için bir psikiyatrın ya da bir psikanalistin kapısını çalar ki? Bu bir benlik hastalığı değil. Yoksun kalma korkusu, bir terapi esnasında kendini gösterebilir. Dahası, sosyal ilişkilere aşırı yatırım yapmak gibi daha ağır yansımaları olan sorunun köküne inmeye fırsat verebilir. Ancak çoğunlukla bu korku kişilik özelliği olarak sınıflandırılıyor. “Yazık, çünkü bu genel anksiyeteye sebep olabilir. Fakat yatıştırmak mümkün.” Nasıl? Psikiyatr şöyle devam ediyor: “Méselâ, nesnel gerçekliği olmayan, bunalıma, reflekse dönüşen tutumlara sebep olan olumsuz düşünceleri durdurarak.” Aynı şekilde, içimizden bir ses şöyle dediğinde: “Banka hesabıma bakıyorum… Öngörülmeyen harcamalar karşısında eksiye düşeceğim… Banka işlemleri yapma yasağı riski ile karşı karşıyayım…” Dur! İlk aşamadan itibaren durmalıyız. Yardım almadan zor. Davranış terapileri ve bilişsel terapiler, bu düşünceleri yeniden programlamayı kolaylaştırabilir. Bu girişim, psikanalitik bir kürden daha hızlı. Ancak çok eskiden beri var olan yoksunluk duygusunun farkına varmak, sonuçta her şeyin yolunda olduğunu görmeye yarayabilir. Ve şu anda hiçbir şeyden mahrum olmadığımızı!

 

Fransızca’dan çeviren: Perihan Özcan

 


Le cercle psy Dergisi, Mart-Nisan-Mayıs 2020, 36. sayı

Sophie Viguier-Vinson

1 Cimri, (Molière) 4. ve 6. Sahneler

2 Vaincre son anxiété par soi-même (Anksiyeteyi kendi başına yenmek) kitabının yazarı. Odile Jacob 2018

3 TNS-Sofres’un 2008 araştırmasının sonucu.
https://www.kisa.link/N3k4

4 Fransa’da 17 Kasım 2018’de başlayan, hükümetin politikalarını protesto eden hareketin temsilcileri.

5 Petite psychanaliyse de l’argent’ın (Paranın küçük psikanalizi) kitabının yazarı. PUF, 2018

6 1. kitap, 7. Bölüm

Yorum yaz