İstanbul’un en güzel yanı İzmir’e dönüşüdür. Bunu, yaklaşık on yılını İstanbul’da geçirmiş biri olarak söylüyorum.


İstanbul’la genelde aşk-nefret ilişkisi kurulduğunu gördüm. Çok sevilir, aynı zamanda hiç sevilmez. Zordur İstanbul. Ben İstanbul’u çalışmadığım bir dönemde sevdim. Hafta içi sokaklarda kimseler yokken gezerdim. Özellikle tarihi yarımadada. Ne güzeldir… Süleymaniye, Eminönü Camii, Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşı, Ayasofya, Çemberlitaş Hamamı, Arkeoloji Müzesi, Gülhane Parkı… Gez gez bitmez.


Hafta sonları her yer kalabalık olur, evden çıkamazsınız. Çıkarsanız pişman olursunuz. Merkezi bir semtte oturuyorsanız semtiniz dolar taşar. Taksim’e, Moda’ya filan gidilmez. Bütün kozmopolit şehirler gibi İstanbul da hayat doludur ama. Her şeye rağmen sizi kendine çeker. Lanet eder durursunuz. Sonra bir bahar günü vapura binersiniz ve aşkınız canlanıverir. Tuhaftır İstanbul. En azından son yirmi yıldır daha tuhaf. Daha kaçılası bir yer. Göç vermeye çoktan başladı bile.


Altı yıldır yeniden, doğduğum şehirde, İzmir’de yaşıyorum. İstanbul’u özlediğim oluyor. Yine de İstanbul’da geçen iki hafta yetiyor bana. “Köyüme” dönmek istiyorum. İzmir bile büyük gelir oldu. Daha küçük yerlerde yaşamak istiyor insan. Bahçeli bir evde, bir köyde mesela.


Kalabalık metro ve otobüs yolculukları, kalabalık çarşılar, ağaçsız sokaklar, meydansız, parksız, çirkin şehirler… Kim böyle bir yerde yaşamak ister ki? Barcelona gibi bir kente gidince insan daha iyi anlıyor; yaşadığımız yerleri matematik ve estetikle tasarlayınca ne güzel oluyor.İlgilenmediğimiz iki şey; matematik ve estetik. Hayatımız her alanda vasata tahammül etmekle geçiyor. Vasat, vasat, vasat… Hastaneler, sokaklar, eski evler, bir yanda kağıt toplayan çocuklar bir yanda lüks arabalar, hakkında konuşmaya korktuğumuz bir siyaset dünyası, gittikçe çoraklaşan kültür, bir şey üretmeyen yüzlerce üniversite, baskı, baskı, baskı… Vasat şehirlerde, vasat hayatlar yaşıyoruz.


Şehir, hayatımızı bir ayna gibi yüzümüze vuruyor. Betonun arasında biz de kuruyoruz. Bazen iki taşın arasından filiz verip açan bir çiçek gibi karşımıza sokak müzisyenleri çıkıyor mesela. Bir an kendimizi “güzel bir yerde” yaşıyor gibi hissediyoruz. Bir apartman bahçesinde meyve vermiş bir portakal ağacı, bir sarmaşık, ayağımıza sürtünen bir sokak kedisi, çay ocağında içilen bir bardak çay, bizi gülümseten her şey kısa süreliğine de olsa hayatı sevmemizi sağlıyor. İyi şeylere layık olduğumuzu hatırlıyoruz. Bu kısa anları çoğaltmaya çalışarak yaşıyoruz. Hayat kısa anlardan oluşuyor. Anlar biriktiriyoruz. Şehrin sokaklarında gördüğümüz, canımızı sıkan şeyleri unutuyoruz. Aslında sadece unuttuğumuzu sanıyoruz. Onlar ruhumuzun bir yerinde küçük yaralar açarak bizimle yaşıyor. Kaçıp gitme duygusuna dönüşüyorlar bazen, bazen bir moral bozukluğuna, bir depresyona… Evimize girip kapıyı kapattığımızda kaçtığımızı sandığımız bütün çirkinlikler, acılar bizimle birlikte yaşıyor. Kendimizi yaşadığımız yere ait hissetmesek bile oranın bir parçasıyız. Güzel eşyalarla döşediğimiz evlerimize kapanmak bizi şehirden azade yapmıyor. Evet, vasatın tam orta yerinde yaşıyoruz. Çirkin şehirlerde…


Biz İzmir’de yaşayanların nispeten şanslı olduğunu düşünüyorum. Nefes alacak yerlerimiz var. Bir de git gide artan AVM’ler olmasa… Üstelik İzmir her yıl biraz daha kalabalıklaşıyor. Gelenler haklı. İzmir’de hâlâ yaşanacak yerler var. Ege’nin en güzel sayfiye yerlerine yakınız burada. Bisiklete bindiğimiz, yürüdüğümüz, iki tek attığımız sahilimiz var. Bu, şehrin görünen yüzü elbette. İçeride kalan semtlere girdiğimizde birbirine yakın binalar, ağaçsız sokaklar, nefes almayan yapılar, sürekli kazılan sokaklar görmek mümkün. Yine de İzmir’de olmak güzel. Bunca vasatlığın arasında Bostanlı sahilde açılır-kapanır sandalyelerinde oturan gençleri görmek güzel. Bisiklete binenleri görmek güzel. Sahilden giden tramvay güzel…


Mesele memlekette şehircilik olunca, birçok konuda olduğu gibi “kötünün iyisi” demekten kendimizi alamıyoruz. Her şeye rağmen iyiye, güzele bakmaya ve küçük şeylerle hayatı güzelleştirmeye inadına devam ediyoruz. Öyle değil mi?


Sevgiyle...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir güzel yazılmış.sehirler sıkıcı
    CEVAPLA

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.