HT Hayat Anasayfa Zaman tünelinde rüya gibi bir yolculuk | Yaşam

Önce o ilan beni aldı götürdü naftalin kokan yıllara... “Vay be” dedim. “Ne günlerdi onlar”... Muazzez Abacı, Zeki Müren, Neşe Karaböcek, Seçil Heper, Gönül Yazar ve daha kimler kimler... O zamanlar photoshop olmadığı için tüm bu ünlüler, genellikle Foto Yaşar’ın ya da Erol Atar’ın objektifinden çıkmış, rötuşlu pırıl pırıl yüzleriyle arzı endam ederdi o ilanlarda...


Aradan neredeyse 30 yıl geçmiş. İşte o ilanlardan biri, tarihin tozlu koridorlarından fırlamışçasına gözlerimin içine bakıyor. Neşe Karaböcek, Seçil Heper, Seyyal Taner, Tülay, Bay Samanyolu Berkant, Elvis Presley’in Türkiye şubesi Ersan Erdura, arabeskin prensi Ercan Turgut, Cici Kız Bilgen Bengü, Sultan- ı Yegâh’ın prensesi Nur Yoldaş... Hepsi de tıpkı eski günlerdeki rötuşlu çehreleriyle gülümsüyorlar. Şimdi kalkıp gitmez mi İzzet, Bostancı Gösteri Merkezi’ndeki Gazino Show’a... Gitti tabii...


Boş koltuk yoktu!

Birkaç saatlik konser benim için rüya gibi geçti. Aklıma eski içkisiz gazino matineleri geldi. Bir de kadınlar matinesi vardı ki, çoluk çocuk gidilir, evde hazırlanmış börekler yenir, hatta yaprak dolmalar bile sarılırdı. Hey gidi günler hey... Burasıysa bambaşka bir âlemdi. İki bin kişilik salonda tek boş koltuk yoktu. Muhteşem bir ışık gösterisi içinde, geçmişte içimizde yer eden o ‘müstesna’ insanlar, en muhteşem şarkılarını söyleyerek birer birer geçti önümüzden.


Nur Yoldaş’dan o güzelim ‘Sultan-ı Yegâh’ı dinlerken, inzivaya çekilmiş olan Ergüder Yodaş’a bir selam sarkıttım içimden. Tülay’la birlikte ‘İkimiz Bir Fidanız’ı mırıldandım bütün salon gibi ben de. ‘Cici Kız’ Bilgen; “Delisin, delisin” derken kendimi hatırladım ve “Vallahi haklı kız” dedim. Ercan Turgut’la biraz arabesk takıldım, Seyyal Taner’in dans grubuyla yaptığı o müthiş gösteriyi izlerken de Haldun Dormen’in onun için söylediği şu cümleyi tekrarladım durdum: “Bu kız tam bir sahne hayvanı...” Berkant’a da ayrı bir parantez açmak gerek. 70 yaşını aşkın bu ihtiyar delikanlı, her ne kadar yürümekte zorlansa da, bütün salonla birlikte tek bir nefes halinde söyledi ünlü şarkısı ‘Samanyolu’nu.


İki assolist el ele!

Ve sonra eski ‘gazino kültürüne’ meydan okurcasına, iki assolist birden çıktı meydane... Neşe Karaböcek ve Seçil Heper; geçmişten günümüze ışınlanan iki hanımefendi, el ele geldiler seyircinin karşısına. Kimi zaman düet yaptılar; bazen biri söyledi, bazen diğeri... ‘Çile Bülbülüm Çile’, ‘Agora Meyhanesi’ derken; bir de baktım ki üç kocaman saat üç dakika gibi geçmiş. Hele finalde, bütün sanatçıların el ele ‘Ağlama Değmez Hayat’ı söylemeleri vardı ki, “Keşke eski günlerde de iktidar kavgaları yapacaklarına böyle el ele verebilselerdi” dedim içimden.


Bu son sahnede, gözlerinin içi parlayan biri vardı ki, bütün bu beraberliğin mimarı oydu aslında. Bu alkışları asıl hak eden insanın adı Hakan Eren’di... Asıl acayibime giden ve beni müthiş keyiflendiren, bunca yıl müzik piyasasından uzak kalan bu sanatçılara hâlâ eski günlerdeki sevginin gösterilmesi oldu. Acaba bundan 30 yıl sonra bugünün gençleri de aynı onuru hak edebilecekler mi diye düşünmeden edemedim doğrusu...


Özerman’ın hafızası Karaböcek’i terletti

Küçük yaşlardan beri, babamdan dolayı çok gazino tozu yutmuşluğum vardır. Rahmetlinin peşine takılıp kulisleri gezmeye bayılırdım. O yüzden olmalı ki, Bostancı Gösteri Merkezi’ne girer girmez soluğu kuliste aldım. O yıllardan beri değişen bir şey yoktu aslında, yine telaşlı bir koşuşturma, yine belli edilmeyen bir heyecan dalgası...


Moral kaynağı!

O telaşlı koşuşturma içinde birden onu gördüm; her döneme izini bırakmış zaman seyyahı, Erkan Özerman’ı... Seçil Heper’in odasından çıkıyordu, yanında her zaman olduğu gibi ekürisi Lady Güngör Bayrak vardı. Erkan Özerman deyince bir an duracaksın arkadaş. En azından ben öyle yaparım ve olmayan şapkamı çıkarırım önünde. O yaşta bu enerjiyi Allah hepimize nasip etsin. Best Model yarışmasının stresini üzerinden atamadan buraya koşmuş. Bütün sanatçılara moral veriyor, tek tek odalarına girip hal hatır soruyor. Takıldım peşine... Neşe Karaböcek’in odasına girdik birlikte. Neşe Hanım son derece şık sahne kostümlerini giymiş makyajını tamamlıyordu.


Kuliste nostalji

Erkan Bey, “Hatırlıyor musun seni ilk nerede seyretmiştim?” diye sordu. “Hık mık” ediyor Neşe Hanım... Özerman başladı anlatmaya: “Rahmetli Dario Moreno’yla Ankara’da Astoria’ya gelmiştik. Orası Gönül Yazar’ın kocası Necdet Yazar’ındı. Sen de o zaman Elenor Plak’ın sahibi Atilla Alpsakarya’yla evliydin. Orada sahneye çıkar, İspanyolca ‘Oley oley’ diye şarkı söylerdin...” Adamdaki hafızaya bakın... Neşe Hanım tam “Hatırladım” diyecek oldu ki, Özerman atıldı: “Ama seni daha önce Ankara Esenpark’ta da izlemiştim. Sene 1956...” Karaböcek’in makyajının altındaki yüzünün ne renk aldığını tahmin etmek güç değildi. Erkan Bey ekledi: “O zaman 6 yaşındaydın. Kardeşinle birlikte folklor oynardın.” Vallahi lisedeki tarih kitaplarının yazarı Emin Oktay gibi adam...


Hazırlayan: İzzet Çapa

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.