HT Hayat Anasayfa Emine Ülker Tarhan'ın 6 bilinmeyeni! | Yaşam

Tatlı bir kız çocuğu... Yaz tatilini denize girmek değil, annesinin dikiş makinesinde öğrendiği eğlenceli dikiş işlerinden ibaret sanan... “Okulunu bitiremezsin” çıkışlarına aldırmadan 19 yaşında ilk erkek arkadaşı Umur Tarhan’la evlenen... Bunca yoğunluğa rağmen yemek yapmaktan, bisiklete binmekten geri kalmayan... Güzel anne... O hukuk kitaplarının arasında, henüz okurken çocuğunu büyüten... Kucağında çocuğuyla asker eşinin yolunu gözlerken iyi bir hukukçu olacağından emin ama geleceğin önemli siyasi figürlerinden biri olacağını belki hiç tahmin etmeyen... Ve cesur parti lideri... “Yüreğimin götürdüğü yere gitmekten en ufak bir korku duymadım” diyen...Ve Türkiye’de parti kuran ilk kadın siyasetçi... Emine Ülker Tarhan...





Aslında geçen hafta buluşacaktık... Malum, CHP’den istifası bomba gibi düşmüştü gündeme ama o kadar yoğundu ki, olmadı... Üzüldüm... 38 yıllık hayatımın en büyük idollerinden biriydi o. Bizim işte zamanlama önemlidir. Eee Türkiye’nin hafızası da malum. Ama yapacak bir şey yok, haftaya kaldı buluşmamız. “Her işte bir hayır varmış” dedikleri, gerçek oldu sonra... Şimdi bütün Türkiye onu konuşuyor çünkü Emine Ülker Tarhan 2 haftalık sessizliğin ardından cuma günü parti kurduğunu açıkladı. “Anadolu Partisi”... Daha çarpıcı bir deyişle Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir kadın siyasi parti kurdu. Peki bunca şeyi nasıl yaptı? Daha neler yapacak? Mutlu bir evliliği, iki çocuğu, kedisi, hukukçu geçmişi, parti lideri geleceği, hiç umursamadığı saf güzelliği, dış görünüşüne tezat cesareti, dünü, bugünü, yarınıyla nasıl bir kadındır Emine Ülker Tarhan...


Size ne kadar ciddi, asi, asık suratlı deseler de ben mutluluk gördüm gözlerinizde... Doğru mu görmüşüm? En son ne çılgınlık yaptınız mesela?

Doğru görmüşsünüz. Bir çılgınlık mı bilmem ama parti kurdum. Umarım temsil ettiğim insanlar da mutlu olurlar.


Anadolu Partisi büyük sürpriz oldu. Ne zamandır üzerinde çalışıyordunuz?

Tarihi günler yaşıyoruz, gerginlik ve kutuplaşma had safhada, iktidar dışarıda bozguna uğradı ve artık eskidi. Toplum da iktidar da yorgun. Yolsuzluklar ayyuka çıkmış, despotluk kol geziyor. Muhalefet buna rağmen, tabloyu değiştiremiyor, iktidar umudu kalmamış. Toplumun önemli bir kesiminde umutsuzluk, karamsarlık hâkim, demokrasiye olan inanç giderek zayıflıyor. İnsanlar bir umut, bir çıkış arıyor. İşte çıkış yolu bulma arayışından Anadolu Partisi doğdu. Bu ülkenin cumhuriyetle büyümüş, ona inanmış insanlarının kaygılarını gidermek ve geleceği kardeşlikle inşa etmek için doğdu.


İstifanız sonrası halktan çok arayan oldu mu?

Her yaştan, her düşünceden kadınlar, erkekler, gençler aradı, geldi, görüştü. Bazıları ağladı. Herkes sadece konuşup şikâyet ediyor, liderleri, yönetimleri eleştiriyor, oysa ben bir şeyler yapmak istedim. Şimdi de konuşmaktansa değiştirmeye çalışmak istiyorum. Toplumun her kesiminden, her yaştan insanlarla buluşuyorum. En çok da kadınların gücüne güveniyorum. Destek olmak için arayanlar, ileti gönderenler, doğacak çocuğuna Emine Ülker adını verenler... Daha ne olsun...


Çizginiz ne olacak?

Önce adalet... Kimin aleyhine ya da lehine olduğu fark etmez. Ulusal değerlere bağlılık, emeğin yüce bir değer olduğuna inanmak, sömürüye karşı çıkmak, eşitlik, kardeşlik, özgürlük, Cumhuriyet, aydınlanma değerleri, laiklik... Farklı görüşten ama iyi insanların birbirinden nefret etmesi beni çok rahatsız ediyor. Gönlün kopuk parçalarını birleştirmeye çalışacağız. Cumhuriyet ve Anadolu çocuğu olarak bana özgürlüğü ve bağımsızlığı öğreten bu değerlere sonuna kadar sahip çıkacağız. Güçsüzü ezen, güçlüyü suç işlese de koruyan çürümüş sistemle mücadele edeceğiz. İktidar da muhalefet de bundan hoşlanmayacak, muhtemelen linç kampanyası başlatacaklar çünkü sistemden beslenenler onu değiştirmek istemez. Sadece bizim gibi kaybedecek bir şeyi olmayanlar bedel ödemeyi göze alır.


'Başbakan'a önerim var, tembellik etmesin'



Aileniz, özellikle de eşiniz nasıl karşıladı istifa ve yeni parti kararınızı?

Çocuklarım destekledi. Eşim bu konularda işin artısını eksisini ortaya koyar ve sonunda hep aynı şeyi söyler: “Yüreğinin götürdüğü yere git, yolun açık olsun!”...


Kurultay çağrınızın karşılığında beklediğiniz tepkiyi almadığınızı biliyoruz. Başka neler oldu da bu noktaya geldiniz?

Yerel seçimler bir hezimetti. Seçilebilecek yerlerde kadın aday neredeyse yoktu. Ankara, İstanbul alınamadı, İzmir’de 8 ilçe, Antalya, Mersin, İskenderun, Adana, tüm Akdeniz kıyı şeridi kaybedildi. İlk kez oy kullanan gençler CHP’ye oy vermedi. AKP’nin onca yolsuzluklarına rağmen oldu bunlar. Cumhurbaşkanlığı ilk turda cumhuriyete karşı olduğu bilinen otoriter birine teslim edildi. İktidar partisi en zayıf döneminde hak etmediği bir zafer elde etti. Suç da gariban şezlonglara yüklendi. Karadeniz, İç Anadolu da mı şezlongdaydı dersiniz?


Sanmam...

Peki bunlar olmamış gibi mi davranılmalı yoksa hatalardan ders çıkarıp kurultayda bir yol haritası mı çizilmeliydi sizce? Akılda kalanlar koltuk kapma yarışı, öfke nöbetleri ve hamaset oldu. Ben söylemeye korkanlardan değilim.


Başbakan Davutoğlu “İstifasının altına imzamı atarım” demişti sizin için...

Sayın Başbakan hamaset ve demagojiyi de seviyor. Hamaset ve demagoji, sorumluluk yüklenmiş kişilerin cebinde koca bir taştır. Yürürken adamın dengesini bozar. Ciddiye aldığımı düşünmeyin ama malum hukukçuyum, bir başkasının kaleme aldığı metnin altına imza atıyorsanız, kural şudur: O yazıdaki her şey sizi bağlar. Okusaydı, yarattıkları despot yönetimi, cumhuriyet düşmanlığını, ucube sarayı, iç ve dış tehditleri görürdü. Muhtemelen de altına imza atmazdı. İnsanın kendi söyleyeceği sözler olmalı. Başbakan’a küçük bir önerim olacak, tembellik etmesin!..


Cumhurbaşkanlığı Sarayı yapılmasına karşı CHP’nin sessiz kalması da istifa mektubunuzda yer aldı...

Birinci derecede sit alanı olan bir miras üzerine 200 bin metrekarelik bir saray oturtuluyor ve AOÇ’nin imara açılmasının yolu gösteriliyor. Oraya yeni AVM’lerin, lüks konutların yapılmayacağı ne malum? Orası bir simge olduğu kadar, Ankara’nın da oksijen deposuydu. Gezi’deki ağaçların kesilmesine karşı ülke ayağa kalkabiliyorsa Atatürk’ün elleriyle diktiği ağaçların sökülerek kirli bir hanedanlık sarayının mahkeme kararına karşın inşasına karşı da bir şeyler yapılmalıydı. Cumhuriyet’i kurmuş bir parti daha güçlü tepki vermeliydi.


'Güzellik bana göre abartısız sadeliktir'



Sertsiniz ama görüntünüz de bir o kadar sıcak ve güzel... Milletvekili seçildiğiniz dönem “Meclis’in gördüğü en güzel kadın” yorumları yapıldı, sizse “Güzellik tuzağına hiç düşmedim. Neysem oyum” dediniz. Güzel kadın olmayı açalım mı?

Yorumlar sıklıkla görüntümün sert olduğu yönünde galiba ama yakınlarım hep sizin gibi yani sıcak olduğumu düşünür. Görüntü ve cinsiyet üzerine yapılan değerlendirmeler üzerinde -çok içerlediğim bir köşe yazısını yanıtlamak dışında- hiç durmadım. Gerçekten neysem oyum. Kendime ait artıları özel olarak kullanma eğiliminde değilim. Güzellik bana göre abartısız sadeliktir.


Bir de korku geni yok sizde sanırım... Korkusuzluk, gözü peklik, çılgınlık; arkanızda mahallenin kâbusu babaanne modeli falan var mı?

O söylediğiniz gen az bende, doğru ama herkes gibi korkularım var. Sadece bunları yenmenin yollarını bilirim. Aslında bir davaya bağlı olmak, haksızlığa karşı isyan duygusu, yüksek bir heyecanı besliyor ve duygunun önüne kattığı sözleri söyletebiliyor. Genetiğe inanmam ama ailemde güçlü kadınlar var. Başta annem, bir insanın işine yarayacak her şeyi öğretti, hem de eğlendirerek... Dikiş, örgü, yemek, elektrik işleri; babamdan da bisiklet tamiri falan öğrenmişimdir. Ben doğmadan göçüp giden rahmetli ninelerim de güçlü kadınlarmış, öyle söylerler.


'Hayat mı dediniz?'





Şu an 51 yaşındasınız. Yeni dünya düzenine göre yolun yarısı. Geriye dönüp baktığınızda nasıl bir hayat yaşamışsınız? Bir kadın için geride kalan 50 yaş ne ifade ediyor?

Nasıl anlatsam... Girit göçmeni bir aile... Hikâyelerle dolu bir çocukluk... Annemin yöresel motiflerle bezeli bazen korkunç, bazen neşeli masalları... Çukurova’nın 3 mızrak boyu güneşi, bardaktan boşalırcasına yağan bereketli yağmurları, sardunya, yasemin, portakal çiçeği kokulu nemli sokakları, katar katar yavru vatana harekat için Mersin Limanı’na giden asker trenleri, annemin karartma geceleri lambalara sardığı karbon kâğıtları, genç dizlerimizi kanatan delik deşik basket sahaları, annemin güzelim Akdeniz yemekleri, ayakla çevrilen dikiş makinesinde öğrettiği eğlenceli dikiş işleri, 80 öncesi sokaklarda kol gezen kardeş kavgası, patlayan bombalar, kurşunlanan kahvehaneler, koli koli okuduğum ama darbe sonrası babamın bize bir zarar gelmesin diye yaktığı kitaplar, hukuk tutkum, babamın 4 çocuğunu okutmak için sabahın 5’inden gece yarılarına kadar çalışmaktan şişmiş, yara olmuş elleri, hiç gitmediğimiz tatiller... Nasıl dayandı onca çalışmaya? Şimdi o günlerin acısı çıkıyor, bacakları tutmaz oldu. Her şeyin tazesini kendisi yemez, bize yedirirdi. Sonra üniversite yıllarım, sevdiğim adam, erken anneliğim, günün neredeyse her saatinde özlediğim çocuklarım... 75 metrekarelik lojmanlarda ağır iş yükü altında ama iç huzuruyla geçen yıllar... Ancak bir ceza yargıcının bilebildiği en acı hikâyeler, bazen insanın insana yaptığı kötülükleri yakından görmekten uykusuz geçirdiğiniz geceler, o güzelim dağlarda araba farı ışığında yaptığımız keşifler, kendini dut ağacına asmış kara gözlü çocuk gelin, vücuduna iğneler batırılıp işkence edilmiş minik bebek... Daha fazla anlattırmayın bana... Sonra yine Ankara, YARSAV ve politika işte. Hayat mı dediniz? Bu yaşa nasıl geldiğimi anlayamadım daha inanın.


'Kimin ufkunun olup kimin ufkunun dolduğunu ancak zaman gösterir'



Kemal Kılıçdaroğlu “Ufku dolanlar partiden ayrılıyor” dedi. Sizin yolunuz parti ile tam ne zaman ayrıldı?

Bazı siyasetçiler partilerini büyütme çabası içinde olur, bazılarıysa hep tasfiyeden söz eder. Medeni eleştirilerim üzerine, beni kasteden “Acımayacağım, vuracağım, kıracağım, hastalıklılar” gibi söylemlere üzülmüştüm ama yolum istifa ettiğim gün ayrıldı. Ufuk konusuna gelince, kimin ufkunun olup, kimin ufkunun dolduğunu ancak zaman gösterir.


Neden istifa etmeden CHP yönetimine daha yüksek sesle eleştiri yapmadınız?

Yerel seçim sonrası da, cumhurbaşkanı aday belirleme sürecinde de yüksek perdeden eleştirilerim oldu. Kadın temsilinde dibe vurmaktan tutun, değiştirilemeyen cemaatle yakınlaşma algısına kadar... En sonunda çağrı yaptım. Daha yüksek sesle ne yapılabilirdi sizce?


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ismi en çok geçen sizdiniz, ciddi bir kesim sizin aday olacağınızı düşünüyordu. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday olmasına “Doğru değil de ne demek, yanlış bile değil” diyerek tepki göstermiştiniz. Acaba seçilseydiniz neler olurdu?



Bir seçimde toplumun büyük kesimini seçeneksiz bırakmak, “tıpış tıpış” gibi ifadeler kullanmak “yanlış” bile değildir, sonu da hüsrandır. Ben aday gösterilmeyi talep etmedim ama şu da bir gerçek, başka aday çıkmış olsaydı, ilk turda iş bitmezdi. İkinci turda da ne olacağı bilinmezdi. En azından seçimi ikinci tura taşıyan muhalefet moral bulur, genel seçime bu enerjiyle girilirdi.


CHP, 2015 seçimlerinde iktidarı hedefliyor. Muhalefeti hedefleyerek siyaset yapılmaz tabii ama sizce ne olur?

Bugüne kadar ne olmuşsa o olur. CHP kendi derin devletini yaratan MİT yasası, AKP’nin keyfine göre yaptığı HSYK yasa değişiklikleri ve tüm hayati konularda tavır koymalıydı. Yemin etmeyeceğini söyleyen bir muhalefet, “Tükürdüğünü yalayacaklar” diyen Başbakan karşısında yemine gittiği gün kaybetti. Çelişkili tezkere söyleminden Gezi direnişindeki ikircikli tavırlara kadar pek çok konuda hata yapıldı. Ülkenin en olağanüstü halk hareketiydi, o çocukların boşuna ölmediğini göstermek gerekiyordu.


'Eşimle hukuk fakültesinde tanıştık'





Memleketiniz Tarsus size ne kattı?

Bir daha nereden bulurum Artin Amca’lı, Terzi Mücevher Hanım’lı, Berber Osman’lı esnaf arastalarını, derme çatma kaleler yapıp toprak sahalarda bize hentbol öğreten Gazi Bey’i, şadırvanlı, nemli, yosunlu komşu bahçelerini, yağmur altında okuluna koşan at kuyruklu, örgü hırkası ıslanmış küçük kızı. Tarsus deyip geçmeyin, 8 bin yıllık yaşlı bilge bir coğrafya... Ne Hitit, Mısır, Roma ne Bizans, Osmanlı bırakmış eskitmedik. Kleopatra bile oradan gelmiş geçmiş. Ne mi kattı? Beni ben yapıverdi, o kadar.


19 yaşında hukuk öğrencisiyken üst sınıftaki biriyle evlenmişsiniz... Öğrenci anne olmak, bebekle asker yolu beklemek, bunlar aşkın işi mi? Yoksa çılgınlık mı bugün baktığınızda?

Aşkın işi ve bütün bunlara değer.


Nasıl tanıştınız?

Hukuk fakültesinin bahçesinde... Fakültenin eskileri yenilere kitap getirirdi. Umur da bana kitap verdi, öyle tanıştık.


Evlendiğiniz adamın ilk erkek arkadaşınız olduğunu okudum. “Başka hayatım olsa nasıl olurdu?” dediniz mi?

Bırakın düşlemeyi, düşünmedim. Evet, başlangıçta çok zor günler yaşadık, yoksulluğu birlikte paylaştık, gün oldu evimize ekmek bile alamadık ama çok çalıştık, çocuklarımızı şehir şehir gezerek, onlarca kez ev taşıyarak büyüttük. Genç evlilik, öğrenci annelik, bebekle asker yolu beklemek, sonra binlerce dava çözmek zordu belki ama karar da tercih de benimdi. Ortak hafıza ve anılar sanki sihirli bir güç. Gecenin siyahını seyredip evimde çay içerken, bazen “Bu bir rüya mı, ben bu kadar mutlu olmayı hak edecek ne yaptım?” diye düşündüğüm bile oluyor inanır mısınız?


Sofi...

“Sabahları ayrılmak zor. 10 yaşında artık, daha az oyun oynuyor. Onu çok seviyorum, kaybetmekten korkuyorum.”







'Lisanslı sporcuydum'





Evlendikten sonra hiç kuaföre gitmediğinizi biliyorum ama alışveriş, bakım, spor?

Bakımla, makyajla hiç aram yok. Zaman kaybı... Bir hâkimin kürsüde sade ve donanımlı olması yeterli, milletvekilinin de. Sağlıklı olmayı önemserim, düzenli olmasa da spor yaparım, fırsat bulursam bisiklete binerim. Hele bir saha bulup iki basket atabilsem değmeyin keyfime... Pazardan alışveriş etmeyi severim. Benim ev işleri için hiç yardımcım olmadı. Her işi kendiniz yaptığınızda öyle güçlü ve özgür oluyorsunuz ki... Çalışmadığım zamanlar yani “teneffüsteyken” evde yemek, ortalık toplama, kedimle oynamak gibi her kadın ne yapıyorsa onu yaparım.


Basketbol oynamayı seviyorsunuz, hikâyesi ne?

8 yaşında hentbol, 11 yaşında basketbol oynamaya başladım. Tabii toprak ya da asfaltta, kapalı spor salonu yoktu. Sonra devam etti başka şehirlerde, kapalı salonlarda, şampiyonalarda bulundum. Lisanslı sporcuydum


Bir gün oynamak isterim, benim de geçmişimde basketbolculuk var.

Evet, görür görmez anladım zaten, neden olmasın...


Tarsus spor ve sporcuya düşkün bir şehir miydi?

Çok... Hele o zamanlar sokaklarda hep kros yapan gençlerle karşılaşırdınız. Şimdi kimse ilgilenmiyor. Oysa takım sporları kardeşlik, dayanışma, birlikte kazanmanın hazzı, kaybetmenin hesabını vermek gibi aslında çok demokratik bir alandır. Keşke spor hayatımızda daha çok olsa...


“Daha çok film seyredip kitap okuyacağım” gibi hayalleriniz var mı?

Kitap, film gibi şeyleri zaten araya sıkıştırabiliyorum. Yürümeyi değil koşmayı sevenlerdenim. Üretmek yaşam biçimim. Neyin hayalini kurduğuma gelince... Ya da yapmak istediğim; bağımsız, demokratik, huzurlu, çağdaş bir ülke... Bunu yapacak şey de cesaret... Bende onun var olduğunu söyleyen de sizsiniz.


Rock müzik tutkusu?

Queen hayranıyım. Oğlum Alaz bana sevdiğim şarkıları toplama işini üstlendi.


Röportaj: Nazenin TOKUŞOĞLU

Fotoğraflar: Arif AKDOĞAN

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir bu millete bu değerli ınsan fazla.
    CEVAPLA
  • Misafir hem kadın, hem politikacı hem de insan gibi insan...
    CEVAPLA

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.