HT Hayat Anasayfa Şebnem Özinal: Cesur Yürek seyirciyi hayatla yüzleştiriyor | Yaşam

SHOW TV’nin sevilen dizisi ‘Cesur Yürek’te Berrin’in annesi Nazan rolünde karşımıza çıkan Şebnem Özinal, “Cesur Yürek’in altından kalkması zor bir senaryosu var. O nedenle cesur bir dizi. Seyirciyi hayatla yüzleştiriyor” diyor.


‘Cesur Yürek’te Nazan karakterine hayat veriyorsunuz. Sizce ‘Cesur Yürek’ nasıl bir dizi?

Cesur bir dizi. Anlatım olarak güç yanları ve altından kalkması zor bir senaryosu var. Buna ek olarak iyi bir kadrosu var. Uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı konusuna değiniyor. Bunlar zor konular. Seyirciye biraz tokat gibi geliyor. Hayatın gerçekleriyle yüz yüze getiriyor.


Nazan karakterinde idealist bir genç kız annesini izliyoruz. Nazan ile gerçek hayatta ortak yönleriniz var mı?

İster istemez annelik eşleştirmesini yapıyorum. Gerçek hayattaki kızım çok küçük, dizideki kızım avukat olmuş, mesleğe atılmış. Ama bir annenin vicdani tarafı, merhameti, kızını koruma altına almaya çalışması her halükârda benzer. Kızı ceza avukatı olan bir anne. İdealist bir kızın olayları çözmeye çalışırken tehlikeye atılması durumu söz konusu. İki kadın yalnız yaşıyor ve anne başlarına bir şey gelirse diye düşünüyor.

‘Kuaförden nefret ederim’


İdealist bir kadın mısınız?

İdealistimdir. Bu meslekte yirmi ikinci yılım ama hâlâ öğrenecek çok şeyim olduğuna inanırım. İdeallerimin peşinden koşarım. O yüzden dizide kızımın karakterini kendime daha çok benzetiyorum. Ama oynadığım roldeki kadın, süse püse meraklı, kızına sürekli makyaj yapmayı bilmediği için söylenen, takı takmadığı için kızan bir karakter. Koyu çay içtiği için bile kızıyor.


Siz de süsünüze düşkün bir kadın gibi görünüyorsunuz.

Aslında pek değilimdir ama tabii ki iş söz konusu olunca özen gösteriyorum. Normal hayatta kuaföre gitmekten nefret ederim mesela. Bakımımı aksatıyorum. Vücut, cilt bakımları sıkıyor beni, vakit ayırmıyorum. Kızımı da farklı yetiştiriyorum. Ona erkek reyonundan kahve tonlarında kıyafetler alıyorum. Cicili bicili kız çocuğu yetiştirmiyorum.


Dizide kızınızın idealist tarafını törpülemeye çalışıyorsunuz ama sıklıkla kullandığımız bir cümle var: “İnsanlar değişmez.”

Evet, değişmiyor zaten. Dizide de öyle. Ben şu yaşta kızımı değiştirmeye çalışıyorum, kendime göre yanlış gördüğüm taraflarına müdahale ediyorum. Değişecek mi bilmiyorum, küçükken belki törpülenebiliyor. Ama belli bir yaşa gelmişse zor.


‘Cesur Yürek’ dizisinde seyirciyi ekrana çeken şey nedir?

Günümüzde yaşanan, gerçek hikâyeleri anlatıyor. Çok karışık insan ilişkileri var, o ilişkilerin çözülmesi zor gibi görünüyor ve seyirciyi dizinin içine çekiyor. Çünkü seyirci o durumu çözerken kendisini bir matematiğin içinde buluyor, beyin cimnastiği yapıyor. ‘Cesur Yürek’te bu var, merak uyandırıyor. Bir mahalle sıcaklığı, arkadaşlığı da var. O sıcaklığı yansıtması en önemli özelliklerinden biri bence.


Artık mahalle komşulukları çok özleniyor. ‘Cesur Yürek’ bu özlemi gideriyor diyebilir miyiz?

Evet öyle. Dizide de Ankara’dan eski mahallemize dönerken, oynadığım karakter önce mahalleyi küçümsüyor. Ama sonra o sıcaklıkları, dostlukları yaşadıkça ‘İyi ki dönmüşüz’ diyor. Mahallede mutlu olmaya başlıyor ve ona çok iyi geliyor.

‘Herkes magazini bana soruyor’


Canlandırdığınız Nazan karakteri magazin programı izleyen, eğlenceli bir kadın. Siz de magazini takip eder misiniz?

Hiç izlemem. Ablam çok izler, tüm haberleri ondan alırım. İşin kötüsü bu camiadayım diye herkes bana soruyor. Boşanan çift oluyor, ‘Bunlar niye boşanıyor’ diye hemen bana soruluyor. ‘Valla ben de sizden duyuyorum’ diyorum. Sadece televizyonu açtığımda denk gelirse çevirmiyorum kanalı, hoşuma gidiyor.


Türk kadınının tarifini yaparken ‘Magazini sever’ diyebilir miyiz sizce?

Kesinlikle diyebiliriz. Dizi sever, magazin sever. Ünlülerin hayatını bilmek cezbedici geliyor. Bir de ben bu işin içinde olduğum için de çok merak etmiyor olabilirim. Ama dışarıdan biri merak ediyor. Ben artık kanıksıyorum. Çoğu zaten arkadaşım, hayatlarını biliyorum. Ama olağanüstü, ekstra olaylara ben de kulak kabartıyorum.


Bir tiyatro oyunu hazırlığındasınız. Bu projenizden bahseder misiniz?

Bir kadın oyunu. Özel bir tiyatro kapsamında tarihteki başarılı Türk kadınlarının hayatlarını sahneleyeceğiz. İlki de Muazzez İlmiye Çığ olacak. Yaşayan bir isimle başlamak istedik. Oyunun adı ‘Madem Biliyorsun Neden Öğretmiyorsun?’ Bu bir Sümer atasözü.


‘Akşam 9.5’ta uyuyorum’

Set dışında size kalan zamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her gün yürüyüş yapıyorum. Yürürken gün içinde neler yapacağımı düşünüyorum, kızımla ilgileniyorum. Sabah 6’da uyanıyorum, akşam 9 buçukta yatıyorum.


Eşiniz Laila’yı açmaya hazırlanıyor, siz 9 buçukta uyuyorsunuz. Bir zıtlık yok mu sizce?

Evet, çok zıt. Geçen yıl Uludağ’da açtığı mekâna zaman zaman ziyarete gittik. Ben hiç duramıyorum, uykum geliyor ve gidip uyuyorum.


Eşinizi kıskanmıyor musunuz?

Zaman zaman kıskandığım oluyor. Çünkü gece hayatı hem renkli, hem artık kızlar çok güzel (gülüyor). Ne yapayım yani, yapacak bir şey yok. Öyle bir şey olursa tercihini kullanacak. Duyarsam da affetmem. En sinirlendiğim şey aldatmadır. İkili ilişkilerde en önemli kriter bence budur.


Röportaj: Ebru Ayaz



YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.