Uyku eğitiminde kendi metodunu yaratmak
+ Sonra Oku

Uyku eğitiminde kendi metodunu yaratmak

Birbirlerinde belli noktalarda keskin biçimde ayrılan, belli noktalarda da kardeş fikirler sunan bu üç yöntemi de okuduktan sonra internet âleminde gezinmeye başladım. Kim hangisini denemişti, deneyenler neler söylüyorlardı, kimi dinlesem başarı şansım daha yüksekti diye kendi istatistiğimi çıkarmaya çalıştım. Fakat sonra fark ettim ki sürecini anlatan ve başarılı olan aileler çocuklarına göre esnemeyi başarmış olan ailelerdi. Yani bir yöntemi tüm kurallarına uyarak uygulamak, bir kişinin dediğini kanının son damlasına kadar savunmak gerekmiyordu.

 

Çocukların ikiz olmalarını, benim sabrımın pek kalmamış olmasını, prematüre oluşlarını, mizaçlarını hepsini göz önünde bulundurarak bir karma yapmaya niyetlendim.

 

Tracy Hogg gibi düşündüm. Çocukların alışkanlıklarını izledim ve kendilerine ait bir tablo çıkardım. Hangi saat aralıklarında ve ne sürelerde uyuduklarında daha uyumlu ve sakin bebekler olduklarını izledim. Ama Hogg’un dediği gibi bunu her gün izlemek yerine bir ortalama tutturup Ferber gibi bu saatler konusunda katı olmaya karar verdim. Uyku saatlerimiz belli olmuştu. Eğer bu saatlere uygun biçimde davranırsak/davranabilirsek bebeklerimizin daha sevimli yaratıklara dönüştüklerini bir kere görmüştük, artık vazgeçemezdik. Şimdi sıra uyku eğitimine gelmişti. Henüz altı aylıklardı, doğalında doğmuş olsalardı belki gece emzirmesini kesmek mümkün olurdu ama ben prematüre doğan bebelerime henüz kıyamayacaktım. Hogg’un rüya öğününü aldım ve üstüne sabaha karşı 4 gibi bir rüya öğünü de ben ekledim. Gece emzirmesini de ikiye düşürünce, sandalyemi ikizlerin yataklarının arasına yerleştirdim. Fakat içimden bir Ferber çıktı ve ağlasınlar anacım, dokunmayacağım sadece gerektiğinde “Şişşşşt” diyeceğim diye karar verdim. El, meme, kucak bulamayınca sesimle sakinleşmeye karar verdiler. Benim tokmak kafalar her şeyi en hızlı biçimde bağımlılık haline getirdikleri için de sandalye koordinatlarını üç günde bir değiştirmedik. Sadece ilk üç gün aralarında oturdum, sonraki iki gün odanın ortasında kaldım, sadece bir gün kapıda durdum ve koridorda hiç oturmadım. Odadan çıktıktan sonraki süreçte epeyce yol almıştık ve ben ağlamaların inat mı, kızgınlık mı, yoksa uyuyamamakla ilgili mi olduğunu çözebiliyordum. Ferber gibi düşünmeyi yeğledim, nazlanma ve kızgınlık bağırmalarına cevap vermemeyi tercih ettim, onlar da çok uzatmadılar. Eğer herhangi bir acı ağlaması duyarsam da ananem gibi, “Ne oldun guuzuummm” diye odaya daldım, sarıldım da öptüm de.

 

Kendimce hepsinin bir ortasını buldum, bu konuda kararlı ve tutarlı olmak için de elimden geleni yaptım. 

 

Uyku eğitimi süreci çocuklara uyumayı öğretti ama bana çocuklarımın nabzını tutmadan hiç kimsenin dediğini harfiyen uygulayamayacağımı daha güzel öğretti. Bebeklerin de aramızdaki ilişkinin de biricikliğini tertemiz anladığım bir zemin yarattı.

 

 

 

 

 

Yorum yaz