Dokun(ul)mak

Geçen hafta birtakım içsel/dışsal koşturmacalar içerisinde yazma şansı yaratamadım kendime ve pas geçtim. Bu hafta ise en son yüzdüğüm sulardan devam etmek istiyorum.


Kendimle ne yapacağımı bilemediğim günlerdi. Nereye gitsem, kimleri görsem, hangi coğrafyada bulunsam tam olarak doğru yer olmayacak gibi bir hissin üzerime çöktüğü ve zihnimin ne yapsam ne yapsam diye düşünmekten patlayayazdığı bir 10 gün... Ve sonunda içime sinen bir yol açıldı çok şükür. Geçen yazıda bahsetmiş olduğum çalışmadan bir grup insanın bir arada olduğunu duydum ve oradan tatlı bir davet geldi. Hah dedim, nihayet içimde eminlik hissettiğim bir davet! Atladım gittim ertesi gün; zaten yakınlardı bana.


Güzel canları görmek, muhabbet etmek, birlikte denize girmek vs. hepsi çok güzeldi benim için ve işin en vurucu kısmı ise dokunulduğum bir süreç oldu. Cinsel içerikli bir dokunmadan da bahsetmiyorum bu arada. (Gerçi neyin cinsel olup neyin olmadığını bildiğimden, hatta böyle bir ayrımın doğru olup olmadığından emin değilim. Mesela Osho, bizim tümüyle cinsel varlıklar olduğumuzu, aslında her bir hücremizin cinsel hücre olduğunu söylüyor.)


Sahilde uzanıyorduk ve yanımdaki arkadaşım "Sana dokunabilir miyim?" diye sordu (Rıza almak, sınırlar ... katılmış olduğumuz çalışmanın önemli parçaları); "Tabii" dedim ve elini sırtıma koydu. Sadece bu! Arada bir yerini değiştirdi ama okşamaktan falan bahsetmiyorum, salt dokundu; belki 10 dakika, belki biraz daha uzun. Ve bedenimde nasıl bir şifa hissettiğimi, bana nasıl iyi geldiğini anlatamam... Sonrasında dedim ki "Tam olarak buna ihtiyacım varmış!". Neden bunu rica etmediğimi sorduğunda fark ettim ki aklıma bile gelmemiş; bu ihtiyacımın farkında bile değilmişim.



Dokunma konusunda muhafazakar bir insan sayılmam; uzun sarılmaları, diğer bedensel temasları seviyorum aslında ama durup dururken birinin gövdesine pek de dokunmuyorum; aklıma gelmiyor yani. Aynı şekilde birileri de bana dokunmuyor. Bu tip temasları çoğunlukla -varsa- sevgilimle paylaşıyorum; onun dışına kapalı bir alan(mış)(tı). Sevgili yoksa dokunma da yok; pufff! Ve Allahım, bir anda bir kadın 10 dakika elini sırtımda tutuyor ve adeta eriyorum ve bunun içinde herhangi bir cinsel uyarılma yok. Öyle bir uyarılma olabilir de bu arada, bu kötü ya da yanlış bir şey olduğundan değil ama bu durumda hoşuma gitmesi zaten beklenen ve istenen bir durum olurdu. Oysaki burada bambaşka (?) bir yerden ılık ılık duyumlar dolaştı içimde ve çok iyi geldi, çook!


Ertesi gün diğer iki arkadaşımın yanına geçtim ve benzer şeyler yaşadım ve yine harika hissettirdi. Dokunmak da değil pek, dokunulmak çoğunlukla... İçimdeki dişil tarafın teslimiyeti, kendini bırakması ve buna karşılık cinsiyeti kadın da olsa eril bir yerden gelen dokunma... Hasretmişim ve farkında değilmişim...


Şimdi bunları sindirmek ve yaşamıma daha fazla entegre etmek istiyorum. Daha fazla dokunmak ve asıl daha fazla dokunulmak istiyorum; daha doğrusu, istiyormuşum.


Pek kıymetli beş duyumuzun belki de en az kullandığımız ama içinde büyük mucizeler, keşifler taşıyan parçası imiş dokunmak ve dokunulmak. Yine ne kadar doğru bir ayrım olduğundan emin olmamakla birlikte, bunun cinsellik içermeyen durumlarda da daha fazla yaşamımda olmasına dair büyükçe bir istek doğuyor içimde. Ve hatta belki bunu da araştırmaya dair; yani neyin cinsel neyin cinsellik dışı olduğuna bakmaya ve belki de bu ayrımın tarihe karışmasına dair...


Ve belki bu sınırların muğlaklığı ortaya çıktıkça ve içime yerleştikçe tüm bunlar çok daha doğal bir seyir alacak ve kendiliğindenlik içinde dokunmalar, dokunulmalar daha da normalleşecek. Cinsel bir çekim olsun ya da olmasın, cinsiyeti ve cinsel yönelimi öyle ya da böyle olsun, daha çok kişiyle daha kolayca ve daha düşünmeksizin temas haline girebileceğim belki...


Mesela -yine çoğumuz için söylüyorum elbette- niye biriyle birlikte uyumak için illaki o kişiyle aramızda bir sevgililik ilişkisi ya da yoğun bir çekim olması gereksin? Neden sadece sarılıp uzanmıyoruz? Neden birbirimize bu güzel armağanı vermiyoruz? Neden bu temasın getirdiği sıcacık, ıpılık ve yumuşacık duyumlardan mahrum ediyoruz kendimizi?


-Bir sebeple korkanlar, çekinenler hariç- kedileri, köpekleri ayırmıyor ve her birine kolayca dokunabiliyorken ve aynı şekilde onlar da kolayca kendilerine dokundurtuyorken mesela; söz konusu insanlar olduğunda neden bu kadar cimrilik yapıyoruz ve seçicileşiyoruz acaba?


Bu "neden?"lerin hepsine kendimce türlü cevabım var elbette; ve tahmin ediyorum ki bunlar birçoğunuzunkiler ile de son derece paralel olacaktır. Fakat şu an için içimden gelen esas şey bu soruların yanıtını aramaktan ve bunlara dair düşünmektense diğer tarafı biraz deneyimlemek. Güven alanı içinde ve rızalık çerçevesinde daha fazla temasta olacak şekilde akmak...


O gün sahilde sırtımda o elin vermiş olduğu huzur ve sıcaklığın tadını çıkarırken birden düşündüm de herkesin üzerinde böyle bir elin (hatta ellerin) olduğu, birbirine şefkatle ve sevgiyle dokunan insanların yarattığı bir dünyada yaşamaya karar verirsek bir an'da, hızlı bir şekilde ne kadar da çok şeyin değişeceği bilgisi indi zihnime. Hele bir de tüm politikacılar, gücü elinde tutan insanlar güvenli dokunuşlarla sarmalansalar, neler olur neler... Bu durumda bana öyle geliyor ki ne birbirimizle ne doğayla ne ülkeler arası ne de kendimizle olan savaşlar hüküm sürmeye devam edebilir. Kirlerin, pasların hepsi hızlı bir şekilde toprak ana'ya akıp gider ve orada şifalanıp temizlenip bizi muhteşem şekillerde besler gibi geldi.


E o zaman...



Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.