X

“Sessizliği dinle, söyleyecek çok şeyi var.” der Rumi. Çok da güzel söyler ancak günümüz dünyasında bu sessizliğe ulaşabilmek birçoğumuz için çok zor. Evlerimizde televizyonun sesi, müzik sesi, ev aletlerinin sesi, dışardan gelen araba sesi, sokağın sesi. Çevremiz seslerle kuşatılmış durumda. Sessizliği deneyimleyebilmek anlamlı çabaları gerektiriyor.

Peki çocukların sessizlikle ilişkileri nasıl?

Maria Montessori, bir gün sınıfa kucağında uyuyan bir bebekle geldi ve o gün yaşadıkları ona sessizliğin gücünü çarpıcı bir şekilde gösterdi. Montessori sınıfa bebekle girdiğinde çocukların dikkatini bebeğin sessizliğine çekti ve onları da eşit derecede sessiz olmaya davet etti. Çocuklar sessizce bebeği gözlemleyip sessizliği sağlamak için çaba sarf ettiler ve sonunda kimsenin böyle bir talebi olmamasına rağmen sessizce işlerine döndüler ve ruhsal olarak çok memnun bir şekilde çalıştılar.

Sessizlik, sessizliğin sesini duymak çocukları heyecanlandırır; bir musluğun damlaması, kapalı bir pencereden kuş cıvıltısı, bir esintideki kağıdın hışırtısı, ne büyük heyecan!

Bu gözlemler doğrultusunda çocukları sessizlik pratiğine nasıl davet edebileceğimize bir bakalım:


Çocukların hareketsizliğe ve sessizliğe davet edildiği bu anlamlı deneyim (meditatif sessizlik), çocukları özgürleştirir ve yeni farkındalık düzeylerine ulaştırır. Sessizlik pratikleri çaba, hareket kontrolü, odaklanma becerisi gerektirir ve sonucunda çocuklara kendi kapasiteleri hakkında derin bir bilgi verir. Çocuk sessizlikte çalıştığında elindeki materyalin ne kadar pürüzsüz olduğunu, bir fermuarın sesini, çiçeklerin kokusunu fark etmek çok daha kolaydır. Sessizlik tazeleyicidir, aşırı yüklenmiş duyularımıza bir mola verdirir.

Bilinçli sessizlik pratikleri dışında Montessori sınıflarında ortam, yapısı gereği sessizdir. 20 kişilik bir Montessori sınıfına girdiğinizde duyacağınız şey keyifli bir çalışma mırıldanması ve materyal sesi olur sadece. Bunun sebebi çocukların iç motivasyonla istedikleri çalışmayı yapma özgürlüğüyle yaptıkları işe konsantre olmaları ve sürekli meşgul olmalarıdır. Özellikle erken çocukluk döneminde çocuklar sessizliği ve çoğunlukla yalnız çalışmayı tercih ederler. Burada yalnız çalışmak, yakınlarda başka çocukların olduğu ancak çocuğun başkalarının müdahalesi olmadan işini yapmasını ifade eder. Yalnız çalışmak çocuğun çalışmayı kendi öğrenme ihtiyaçlarına uygun olarak düşünmesini, analiz etmesini ve derin bir konsantrasyonla çalışabilmesini sağlar. Çocuklar dış etmenler tarafından bölünmeden çalışmayı severler. Montessori sınıflarında çocukların bir şeyleri çözmek, yeniden denemek ve yaratıcı olmak için zamanları, alanları ve sessizlikleri vardır.

Çalışma masamda bu yazıya bir ara verip gözlerimi kapatıp sessizliği dinlediğimde duyduğum cama vuran kar sesi yüzümü güldürüyor. Gün içerisinde hepimizin sessizlik anları yaratmaya ihtiyacımız var, bazen fazla uyarılan zihnimizi dinlendirmek için, bazen kendi iç sesimizi duymak için. Hadi o zaman yavaşça kapatın gözlerinizi, dinleyin sessizliği. Ne duyuyorsunuz?