Moda endüstrisi ve insan hakları ihlalleri
+ Sonra Oku

Moda endüstrisi ve insan hakları ihlalleri

Hazır giyim ürünlerine ulaşmanın kolaylaşması ve severek satın aldığımız kıyafetlerin git gide ucuzlaması iyi haber mi, kötü haber mi?

Moda deyince aklınıza neler geliyor? Şaşaalı vitrinler mi? Rengarenk, havalı kıyafetler ve bunları giyen çok mutlu insanlar mı? Benim aklıma bunlar gelirdi. Bir süre sonra çevre ve insanlık duyarlılığıma kavuşunca bazı kirli nehirler, fabrika atıkları ve ucuza çalıştırılan fakir işçiler; bunlarla birlikte modanın sunumunda kullanılan imgeler yüzünden oluşan güzellik standartları da kafamı karıştırmaya başladı. Ancak artık hikaye bundan da ibaret değil. Hiçbir zaman bir alışveriş delisi olmadım ama kendimi güzel bir gömlekle ödüllendirdiğim olmuştur. Son zamanlarda kafamı kaldırıp biraz bakmak suretiyle öğrendiklerimden sonra, o güzel gömlekle 20 yıl daha idare edebileceğimi biliyorum!

 

1970’lerin başında her ülke kendine yetecek kadar tekstil üretimi yapıyordu, moda ise ‘seçilmiş deri’lerini fazlaca önemseyen, görece zengin insanların uğraşından ibaret mutlu mesut bir kavramdı. Ancak sonra birileri, başka ülkelerden daha ucuz tekstil ithal etmenin çok iyi bir fikir olduğuna karar verdi ve işler değişti. ABD, 60’larda kendi kıyafetinin %90’ını üretirken, bugün yalnızca %3’ünü üretiyor. Türkiye ise ürettiği tekstilin önemli bir kısmını ihraç ediyor. Özellikle son yıllarda artan göçmen nüfusu ile birlikte, tekstil sektöründe çalışan işçilerin yaşamsal hakları ile ilgili ciddi sıkıntılar söz konusu. Ancak ne yazık ki biz hala ‘devasa’ indirimlerin gelişini heyecanla bekleyebiliyoruz.

 

Moda endüstrisi toplumlara, su kaynaklarına, toprağa ve insanların sağlığına doğrudan zarar veriyor.

 

  

‘Hızlı Moda’ yavaşça öldürüyor

Hızlı Moda (Fast Fashion) akımı, ucuz işgücü ile çok seri bir şekilde binlerce kıyafet üretilebilmeyi keşfettikten sonra ulaşılan bir kavram. Bugün tüm dünyada 1 yıl içinde yaklaşık 100 milyar kıyafet satılıyor, her 6 kişiden birinin global moda endüstrisinde çalıştığı düşünülüyor. Seri üretim ve kullan-at tipi tüketim sayesinde global markalar her yıl onlarca ‘yeni sezon’ koleksiyonu piyasaya sürüyor, yerel işletmeler, toprak, nehirler ve hatta günde 2 dolara çalışan işçiler sessiz sedasız ölüp giderken ardımızda kıyafetlerden oluşan devasa bir çöp yığını şekilleniyor.

 

Tekstil savaşları, felaketler

En korkutucu aşamalardan biriyle başlayalım. Moda endüstrisi, toplumlara, ailelere, bireylere zarar veriyor. Temiz Giysi Kampanyası’nın verilerine göre, dünyada Çin’den sonra en çok tekstil üretimi yapan ülke olan Bangladeş, yılda toplam 20 milyar dolarlık hazır giyim ihraç ediyor. Bunun 600 milyon dolarlık kısmı ise Türkiye’ye geliyor. Türkiyeli birçok marka da, her ne kadar ülke içi tekstil üretimi oldukça gelişmiş olsa da, çok daha ucuz bir seçenek olduğu için ürünlerinin Bangladeş’te üretilmesini tercih ediyor. 24 Nisan 2013’te, Bangladeş’te Dünya tarihinin en korkunç iş felaketi yaşandı. Başkent Dakka’daki tekstil atölyelerinin birçoğunun bulunduğu 8 katlı Rana Plaza gündüz vakti çöktü, binlerce çalışan göçük altında kaldı. 1133 işçi öldü, 1600’den fazla işçi yaralandı. Sonradan öğrenildi ki, çalışanlar binanın hasarlı olduğuna dair patronlarını uyarmışlardı. Patronları ise onları işten atmakla tehdit ederek zorla işbaşı yaptırmıştı. Hiçbir işçinin buna karşı gelecek gücü yoktu çünkü ayda 38 dolar kazandıkları bu iş, kıt kanaat geçinmelerini sağlayacak tek seçenekleriydi.

 

 

Bu sosyal adaletsizliği gün yüzüne çıkaran trajedinin tüm dünyanın meselesi haline gelmesinin asıl sebebi ise, dünyada ve hatta Türkiye’de milyonlarca insanın tercih ettiği meşhur markaların ürünlerinin burada dikiliyor olmasıydı. O ‘hem ucuz hem de harika’ bulduğumuz birçok markanın etiketleri Rana Plaza’daki işçiler tarafından kıyafetlere iliştiriliyordu. Birçok büyük hazır giyim markası, ucuz iş gücü sebebiyle yüksek karlar elde ettiğinden, ürünlerini burada imal ettiriyordu. Aynı şekilde, Kamboçya da ucuz iş gücü bakımından tekstil endüstrisinin tercih ettiği ülkelerden biri. Ülkenin gelir kaynaklarının en önemlisini oluşturan tekstil işinde çalışan işçiler, 2014 yılında asgari ücretin artışını talep ederek sokağa döküldüklerinde hükümet, protestoculara polis ve asker kuvvetleri ile saldırdı ve 5 işçi öldürüldü, 40’tan fazlası yaralandı. Günlerce süren çatışmalar sonunda, işçiler istediğini alamadı. Hükümet asgari ücreti artırırsa, dünyaca ünlü markaların artık Kamboçya’da değil, daha ucuz iş gücü teklif eden başka ülkelerde üretim yapacağından çekiniyordu. Öldürülen işçilerin talep ettiği ‘insani koşullarda yaşamayı sağlayacak olan’ asgari ücret, yalnızca 160 dolardı. İsimlerini çok iyi bildiğimiz bu global markalar, kendi ülkelerindeki iş yerlerinde çalışanlarının sosyal haklarını sonuna kadar gözettiğini söyleyerek sosyal sorumluluk projeleri ile gösteriş yapıyorlar ancak bu ‘küçük’ ülkelerde kendileri için asıl üretimi gerçekleştiren işçilerin yaşamlarını önemsemiyorlar. Greenpeace başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu, markalara tüm dünyadaki tekstil işçilerinin haklarının savunulması için harekete geçmeleri konusunda yıllardır baskı yapıyor. ‘Bangladeş Anlaşması’ olarak bilinen sözleşmeyi yalnızca birkaç marka imzaladı ve hiçbiri henüz işçi hakları konusunda bir iyileştirme yapılması için beklendiği şekilde harekete geçmedi.

 

Greenpeace’in başlattığı ‘Detox Catwalk’ kampanyasında muhatap alınan 64 büyük hazır giyim markası, 2020’ye kadar ekolojik ve sürdürülebilir çözümlere yöneleceğine söz verdi ve 2016 yılında yayınlanan raporda, markaların çoğu bu şartları yerine getirmeye başladığını ıspatladı. İşçi hakları konusunda atılan adımlar ise hala muamma. Yine de en azından, Bangladeş’te işçi ve üretimhane güvenliği açısından bazı adımlar atıldı. Fabrikaların fiziksel koşullarını denetlemek üzere harekete geçen kurumlar, belirli standartları gözetiyor. Anlaşmaya bağlı olarak yapılan iyileştirmeler sonucunda yetkililer, ‘güvenlik artık Batı’ya özgü bir lüks değil’ diyebiliyor. Rana plaza gibi tek bir binada birden fazla ağır üretimhanenin bulunmaması, yangın ve acil durum prosedürlerinin gözetilmesi gibi durumlar denetlenebiliyor. Ancak işçi hakları konusunda beklenen gelişmeler olmadı. Geçtiğimiz yıl The New York Times’da yayınlanan bir habere göre, Bangladeş hükümeti hala işçi örgütlenmelerinin önüne geçiyor çünkü tekstil patronları buna şiddetle karşı çıkıyor. İşyerlerinde fiziksel ve cinsel şiddet vakaları ise devam etmekte.

 

 

Türkiye’de de tekstil işçileri de mutsuz

BBC Panorama ekibinin Türkiye’de gizli çekimler de yaparak gerçekleştirdiği araştırmalar sonucu, birçok tekstil üretimhanesinde Suriyeli mülteci çocukların çalıştırıldığı ortaya çıkmıştı. Haberde adı geçen ünlü markaların temsilcileri tedarik zincirlerini çok dikkatli bir şekilde takip ettiklerini, mültecilerin ve çocukların istismar edilmesine asla izin vermediklerini söylese de, Panorama ekibi saatte yaklaşık 3,75 TL kazanan birçok mülteci ve çocuk çalışan tespit etmişti.

 

 Tekstil atölyelerinde çalışan çocuk işçiler gizli kameralarla görüntülendi

 

Yine büyük markalar için kot pantolon üretilen atölyelerde Suriyeli mülteci işçiler, herhangi bir güvenceleri olmadan çalışıyorlar. Yapılan araştırmalarda kot taşlama işlemi için kullanılan zararlı kimyasalları herhangi bir maske ve güvenlik önlemi olmadan uygulayan işçiler görüntülendi.

 

 

Şirketler üretim süreçlerinin titizlikle takip edildiğini söylese de, asıl anlaşmayı taşeron firmalarla yaptıkları için bu firmaların işçilerine nasıl şartlar sağladığından aslında habersiz.

 

İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin 2019 yılı Ekim ayı raporuna göre, Türkiye’de bir ay içerisinde 155 işçi öldü. Aynı zamanda 8 göçmen/mülteci işçinin de çalışırken hayatını kaybettiği biliniyor. Ödenmeyen maaşlar, tazminatlar ve senelik izin ücretleri için ayaklanan, sigorta primlerinin ödenip ödenmediğini sorguladıkları için kötü muamele gören tekstil işçilerinin grevi bugün bile devam ediyor. Patronların Ensesindeyiz platformu, işçilerin güncel sıkıntıları ile ilgili bilgi alınabilecek bir kaynak.

 

Türkiye de dâhil olmak üzere dünyanın her yerinde, her gün, büyük markalar ve hükümetler moda endüstrisi sayesinde zenginleşirken; tekstil işçileri fakirleşiyor ve ölüyor. Üstelik sadece az kazanan tekstil işçileri değil, bu devasa sanayinin sebep oldukları nedeniyle üretim yerlerinin yakınında yaşayan insanlar da ölüyor. Gezegen yavaşça ölüyor ve bunun en büyük sorumlularından biri de, moda endüstrisi.

 

 

Yorum yaz