Çocuklar sanal ortamda 'Gözetleniyor mu?'

Yaşamımızın birçok alanına ilişkin kararların, bizi temsil ettiği düşünülen veriler üzerinden alındığı bir dünyada yaşıyoruz. Peki; verinin elde edilme yönteminde ‘etik’ sınır ne olmalı? “Veri nasıl elde edilmeli?”, “Veri saklanmalı mı?” sorunsalının öznesi “çocuk” olursa kaygılanmalı mıyız? Çocuklar; sanal ortamda özel şirketler ve kamu kurumları tarafından toplanan verilerle ‘risk’ altındalar mı? Tüm bu soruların yanıtını İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından bu yıl 9. düzenlenen teması “Sanal Dünyada Adalet” olan Suç ve Ceza Film Festivali’ne katıldığım akademik oturumun çarpıcı konularından birini aktarmak istiyorum.

 

Teknolojinin, yapay zekanın, inovasyonun hakim olduğu bir çağda, hareketlerimiz, kararlarımız, seçimlerimiz birer veri olarak işleniyor. Anne rahmine düştüğü andan itibaren kullanılan telefon uygulamaları, sosyal medyada paylaşılan hamilelik haberleriyle başlıyor bu süreç. Sonra doğum öncesi, doğum, doğum sonrası dönemde ‘kilosu, yaşı, boyu, sağlık sorunları’ kamu kurumları tarafından, özel kurumlar tarafından, web uzantılı alanlarda veriye dönüşüyor ve algoritmalar (matematiksel hesaplamalar) çocuk hakkında ‘profil’ oluşturmaya başlıyor. Ardından; çocuğun yalnız sağlık değil eğitim periyodu da - hangi dersten hangi notu aldı, başarı ortalaması, ödev yapma motivasyonu, devamsızlık yapıp yapmadığı, hangi okuma kitaplarını okuduğu - kamu kurumları tarafından ‘kamusal veri’ olarak  işleniyor.

 

“MEB’in ‘Öğrenme Analitiği’ iyi niyetli yaklaşım olsa da tartışmaya açık”

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Bölümü üyesi ve doktora öğrencisi akademisyen Eren Sözüer; şu örneği veriyor: “Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023 vizyonuna göre, öğrencilerin akademik verileriyle birlikte ilgi, yetenek ve mizacına yönelik verilerinin de birlikte değerlendirildiği ‘Öğrenme Analitiği Platformu’ kurulacak, hatta desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler, veri analiziyle” belirlenecek. Böyle girişimler ilk başta ilgi çekici ve faydalı geliyor ancak “mizaç”, “desteğe ihtiyaç” ve “yetenek” gibi kavramların neye göre belirlenecek? Hangi verilerin bunlara ilişkin olduğuna nasıl karar verilecek? Veriler nasıl toplanacak? Bunlar hem tartışmaya açık hem de iyi niyetli bir yaklaşım olsa da hata payı çok olabilecek uygulamalar.

 

Sanal ortamda gözetleniyorlar mı?

Dünya çapında internet kullanıcılarının 3’te biri 18 yaşının altında ve bu sayı yaklaşık bir milyar çocuğa tekabül ediyor. Ayrıca 2013 tarihli Türkiye İstatistik Kurumu araştırmasına göre 6-15 yaş grubunda çocukların yarısı İnternet kullanıcısı. Geçen altı yılda, nüfus genelinde de olduğu üzere, bu oranın arttığı şüphesiz.  Araştırmalar gösteriyor ki; çocuklar sanal ortamda 1-2 milyon arasında takip yazılımına maruz kalıyor. Bu şekilde yaklaşık 5 milyon veri noktası toplandığı tahmin ediliyor ve bu şekilde çocuklar hangi lokasyonda hangi saat aralığında nerede, ne zaman, neyi, neden izliyor, nasıl ve ne şekilde tepki verdiğini öğrenmek mümkün. Yazılımlar, çok yönlü veri toplamaya elverişliliği düşünüldüğünde, çocuklar hakkındaki belki de en mahrem bilgilere ulaşmak kolay. Binler, hatta milyonlarca çocuk kullanıcıdan bilgiler toplanarak da hangi çocuğun hangi içeriğe daha yatkın olacağı tespit edilerek buna göre internet’te yönlendirilmeleri de mümkün oluyor.

 

Sosyal medyada her tutumları veriye dönüşüyor

Örneğin sosyal medya. Çocuğun kullandığı İnternet siteleri, uygulamalar ve ‘akıllı’ cihazlarla hangi saatlerde ne yaptığı, hangi semtte yaşadığı, hangi okulda okuduğu,hangi restorana, hangi, parka gittiği,  ailesi, yakın akrabaları v.s tüm mahrem bilgileri tek tek birer veri olarak saklanıyor. Peki bu mahrem bilgilerinin örneğin çocuğa, gence ulaşma amacı taşıyan kötü niyetli birine aktarımı mümkün mü? Elbette mümkün olmadığını söylemek iyimsel bir yaklaşım olacaktır. Veri sızıntısının olması durumunda, çocuğun kimliğine ilişkin dolandırıcılık gibi tehlikelerle karşı karşıyayız.

 

Toplanan veriler hayatlarına nasıl yansıyor?

Peki; anne rahmine düştüğü andan doğum, doğum sonrası ‘gözetlenen’ çocukla, hatta yetişkinle ilgili ‘bilgi paylaşma ve bilgi toplanmasının sınırı ne olmalı. Akademik oturumda tebliğinde bu soruya yanıt arayan Sözüer’e göre; çocuğun kendi iradesi dışında var olan, kullanılan ve paylaşılan bilgilere göre geleceğinin şekillendirilmesi ‘ayrımcılığa’ maruz kalmalarına neden olabilir. Nasıl mı?

 

Danimarka’da ‘veri’ örneği

Çocuklukta oluşturulmaya başlanan profillerin ceza adaleti, sağlık, eğitim, istihdam ve çeşitli finansal hizmetlerde kullanılması, eşitlik, ayrımcılık ve kaynaklara erişim bakımından birçok sorunu beraberinde getirebilir. Bir örnek veriyor. Danimarka’daki Gladsaxe modeli aracılığıyla,yalnızca içinde bulundukları sosyal koşullar nedeniyle özel ihtiyaçları olabilecek çocukları tespit ve takip etmek için kullanılıyor. Aile geçmişinde psikyatrik tanı konuların bulunması, işsizlik, boşanma ve ebeveynin doktor randevusunu kaçırması gibi birçok detay, geçmiş veri yani istatistiklere göre “risk faktörleri” olarak kabul ediliyor. Ve İlgili otoriteler tarafından yani devlet tarafından bu sistemi tüm çocuklar bakımından uygulanabiliyor. Peki sonra ne oluyor? Bu şekilde haklarında tüm bilgiler veri olarak toplanan çocuklar sınır olarak belirlenen  risk puanına erişirse, devlet müdahalesi söz konusu oluyor.

 

Konu 'sanal ortam' olunca, konu ‘veri’ olunca yazılacak çok detay var. Bir sonraki hafta bu konuya devam etmek dileğiyle.

Yorum yaz