İstersek biter…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Elbette yalnızca bu günlerde her zaman kadınlar hatırlanmalıdır. Biliyoruz ki; kadına karşı şiddet, sınırları, sınıfları ve sosyo-ekonomik statüyü aşan evrensel bir sorun… Kadın, dünyanın birçok ülkesinde yalnızca özel alanda değil kamusal alanda, iş hayatında, ‘şiddet, taciz, mobbing, cam tavan sendromu’ nedeniyle yarımcılığa maruz kalıyor. Hak ettiği değeri göremiyor. Emeğinin karşılığını alamıyor.

 

Dolayısıyla bu sorun elbette yalnızca ülkemize özgün değil. Farklı coğrafyalarda, dilleri, dinleri, ırkları farklı kadınlar şiddete maruz kalmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyada her üç kadından birisi (%35), coğunluğu eş ya da partnerleri tarafından olmakü üzere fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalmaktadır. 2010 yılında Türkiye’de ise Kadına Yönelik Aile Şiddeti Araştırması’na göre her on kadından dördü (%36). İlginç olan ise; araştırmaya katılan kadınların yüzde 44’ünün ise yaşadıkları şiddete kimseye anlatmamaları.¹

 

Peki şiddete uğrayan, haksızlığa uğrayan kadın ne yapıyor? Tepki veriyor mu? Mücadele ediyor mu? Yardım isteyebiliyor mu?

 

Araştırmalar gösteriyor ki; kadın hatta eğitim seviyesinin yüksek olan kadınlar dahil bazı araştırmalar da mevcut. Kadınlar, yaşadığı psikolojik şiddeti yaşanamayacak noktaya gelene kadar “ekonomik gerekçeler, yargılanma, utanma, anlaşılamama” gibi sayısız gerekçeyle gizliyor önce. Peki fiziksel şiddete uğrayanlar... Can güvenliğinin olmadığı noktaya gelen kadınlar yardım istediği zaman ne oluyor? Yardım istiyor. Ancak yardım konusunda geç kalan çok sayıda kadın var.

 

Elbette resmi kurumlar tarafından kadınları koruyan iyi niyetli düzenlemeler, yaptırımlar, yasal düzenlemeler, uzaklaştırma, psikolojik yardım, koruyucu tedbirler var. Umut verici bir şekilde farkındalık da var. Ancak yeterli mi? Çözüm nedir?

 

Tek çözüm “eğitim” diyorum. Önce kadının ve erkeğin doğduğu andan itibaren evde, okulda, sosyal yaşamda ‘cinsiyet ayrımcılığı’ eğitimi alması, kadınının ve erkeğin farklı özelliklerinin olmasının, erkeğin kadından, kadının erkekten üstün olmadığı, kadın ve erkeğin eşit temsil hakkında sahip olduğu bilincin gelişmesi  gerekiyor. 

 

Dolayısıyla, ‘cinsiyet ayrımcılığı’ konusunda farkındalığı oluşmayan bir erkek eğitim seviyesi, statüsü ne olursa olsun, kadına şiddet uygulama hakkını bulacaktır her zaman. Her fırsata kadını evde, sosyal yaşamda, iş hayatında ‘ayrımcı’, ‘eril’ bir dille yok sayacaktır.

 

İşte o nedenle tek çözüm önce eğitim olmalı. 

 

İşte o nedenle; ana sınıfından itibaren, cinsiyet ayrımcılığı konusunda farkındalık eğitim vermekle başlayalım. Ana sınıfından üniversite bitene kadar  bu konu müfredatta yer  alması için daha çok çaba harcanmalı.

 

İşte o vakit kadınlar öldürülmeyecektir. İstersek biter. İstersek kadına yönelik ‘eril tahakküm’ son bulacaktır.

 

İşte o vakit; eşini vahşice öldüren bir erkeğe, ‘duruşmalardaki iyi hali’ ya da ‘kadının yaşam şekli, kılıfı, kıyafeti, ruhu nedeniyle’ ağır tahrik indirimi maddelerini uygulanması son bulacaktır. 

 

İşte o vakit; istersek biter.

 

İşte o vakit kadın, ‘mağdur, ezilen, edilgen, üretmeyen, güzellik tüketim nesnesi, cinsel obje, yalnızca doğuran, besleyen, büyüten’ bir varlık olarak tanımlanmayacaktır. Elbette biliyoruz ki; kadın, durmaksızın 'üretendir', 'alın teridir', emektir', 'değişimlerin' sebebi ve sonucudur aynı zamanda.

 

Başta beni ben yapan değerlerimin yansıması, aynadaki gölgem annem ve bu özel günün sebebi yüreği güzel tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

 

¹.hacettepe.edu.tr/KKSA-RAnaRaporKitap26Mart.pdf

Yorum yaz