Sokaktaki dut ağacı, o hafta mahallede büyük tartışmalara yol açmıştı. Sokağın esnafı, yolu kirlettiğinden ve sokakta kötü bir görünüme yol açtığından ağacın kesilmesini istemişti. Buna karşı mahalle sakinleri, ağacın etrafını çitleyerek esnafa göz dağı vermişlerdi. Bir sabah çitlerin paramparça edildiğini gören mahalleli, esnafla kavgaya tutuştu.


Esnafın temsilcisi Kenan abi,

“Yol dut içinde. Millet bu pisliği görünce hakkımızda ne düşür? Kesilecek bu ağaç, başka yolu yok.”

Doğa öncüsü Zehra teyze,

“Ben diktim, ben yetiştirdim bu ağacı. Yaşadığım sürece bu ağaç burada olacak. Beni yok sayıp kesemezsiniz.”

Kenan abinin yaveri Selim,

“Bir git işine teyze ya! Bak, yaşlı olmasan elimde kalırdın. Sanırsın mahallenin muhtarı. Gör bak nasıl kesiyoruz.”

Zehra teyze’nin sağ kolu Rıdvan,

“Kadını yalnız gördünüz de mi üstüne gidiyorsunuz? Bu ağaç bir canlı. Ama sizde doğaya sevgi, saygı ne gezer. Kalp yok ki hiçbirinizde.”


Kavga anında şöyle bir etrafına bakındı. Kenan abi’yi, Zehra teyze’yi, Selim’i ve Rıdvan’ı iyice bir süzdü. Her birinin hayat hikayesi kafasında canlandı.


Tüm mahallelinin abi dediği Kenan, kırk yaşında olup elli yaşında görünmeye çalışan, evli, üç çocuklu biriydi. Yine bu sokakta oturan Asuman ile aşkları bir zamanlar mahallede dilden dile dolaşırmış. Ne yazık ki aileleri onlara başkalarını münasip gördüklerinden kavuşamamışlar. Geçen onca yıla rağmen Kenan abi, Asuman’ın evinin önüne gelince birden durur, gözünü yere sabitler ve sonra hızla yoluna devam edermiş.


Zehra teyze’ye gelirsek, tam üç aydır kızını, torunlarını göremiyordu. Mutaassıp damat, Zehra teyze’nin kendilerine yakışan ağır bir anneanne olmadığını düşünüyormuş. Bu sebeple de çocuklarını nadiren Zehra teyze ile görüştürüyormuş.


Kenan’ın yaveri Selim ise tüm gün kahvede dedikodu yapan, hala baba parası ile okey oynayan bir adamdı. Annesinin tek göz ağrısı olduğundan babası Selim’e ne yaklaşabilmiş ne de üzerinde bir otorite kurabilmişti. Selim, annesinin bu bencil sevgisini yüceltmiş, babasının ondan uzak olmasına ise her gün öfke biriktirmişti.


Doğa öncüsünün sağ kolu Rıdvan, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde üniversite öğrencisiydi. Yüzünde hala ergenlik sivilceleri olduğundan kızların sevgiliden ziyade kanka olarak gördüğü bir gençti. İki yıldır üniversitede olmasına rağmen hala bir sevgilisinin olmaması, onu günbegün depresyona itiyordu.


Tüm bu insanların nihayet hayatlarındaki gerçek suçluları bulduklarını düşündü. Şimdi tüm bu suçların acısını bir dut ağacıyla çıkarma zamanıydı.


Fotoğraf: Tuğçe Özdeniz Arslan


Önceki bölümler:















YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.