Taç

Bu yılın dörtte birini bitirmek üzereyiz, fırtınalı başlayan yıl bakalım nasıl devam edecek?

 

Bu kriz döneminin bahara denk gelmesinden teselli buluyorum, evde kalmak zorunda olanlar hiç olmazsa pencerelerini açıp evlerini havalandırabiliyor, öyle ya da böyle temiz havanın içeri girebilmesi mümkün.

 

Ormanın ortasında hayatımız devam ediyor. Havaların ısınmasıyla kediler ve köpekler kendini çayır çimene sermeye, güneş gelince de gölgeye kaçırmaya başladılar, neredeyse tüm gün uyuyup güneş tepenin ardında kaybolana kadar ortalıkta dolaşmıyorlar.

 

Uzun süredir bizde olan Kanadalı gönüllümüz Chloe’ aile baskısına dayanamayıp kendine dönüş bileti ayarlamıştı ki uçuşu iptal oldu, daha sonra New York’a uçup oradan Toronto’ya geçebileceğini keşfetti, yeni bilet ayarlamaları yaptı, bugün evine varmak üzere. Tehlike çanları çalmaya henüz başlamamışken gelen arkadaşımız Tuğba ile birlikte bahçede çalıştılar, gülleri ve ağaçların bazılarını budadılar, Selahattin onlara bitki çoğaltmak için toprak karışımı hazırlamayı öğretti, hazır olan kompost ile bahçe toprağını ve geçenlerde aldığımız keçi gübresini kova ölçüsü ile karıştırdılar, yıllardır saksıda olan açık hava orkidesini ayırdılar ve sonra da Selahattin’den hercai menekşe dikerken öğrendikleri gibi küçük saksılara diktiler, 60 kadar saksı oldu şimdi, güzellikler de çoğalsın bari bu belirsizlik zamanlarında, rahat rahat büyüsünler, o nefis pembe çiçeklerini açsınlar.

 

 

Kompost bölgesi bitkiler için özgür alan, mutfaktan ve bahçeden çıkan organik atıklardan, bir nevi çöpten hayat fışkırıyor, bitkiler kök salmak için kendilerine gevşek bir ortam buluyor, yayılıyor da yayılıyorlar. Neler yok ki kompost bölgesinde, avokadolar, erik ve şeftali fidanları, naneler, atılmış bitki köklerinden büyümeye başlayan sebzeler ve yeralmaları! Kompost hazırlarken denk gelinen yerelmalarını sebze çorbasının içine katıp midelerimize yolladık.

 

 

Selahattin ile baş başa kaldık. Budanan güllerden dallar kesmişti Selahattin, dün onlardan çelik yaptı, yeniayla birlikte tohumlarımızı da ekmeye başlayacağız hazır güzel bir toprak karışımımız varken.

 

Geçen gün Tekirova’ya gidip üç beş ihtiyaç için alışveriş yaptık. Görmeyeli market ve alışveriş halleri değişmiş, eldivenler ve maskeler iş başında, alışveriş sonrası caminin şadırvanında ellerimi sabunla yıkayıp geçen seneden bahçenin lavantalarıyla yapmış olduğumuz kolonya ile kendimce arındım olası tehlikeden, Selahattin’i marketlere sokmadım, ne olur ne olmaz. Allahtan Selahattin 64,5 yaşında da sokağa çıkma konusunda yırttık. Küçük yerlerde hayat farklı akıyor, yol boyunca insanlar seralarını dikime hazırlıyor, damlama sulama sistemlerini kuruyorlardı.

 

Her şey dursa da doğa yerinde durmuyor, baharın coşkusu her yerde kendini gösteriyor, dalların ucundaki tomurcuklar neşeyle patlatıyorlar kendilerini, yabani çiçekler, orkideler, papatyalar, aynısafalar rengarenk, anemonlar ve süsenler bitmek üzere, gelincikler sahil taraflarında başlamış, bizdekiler de yakında açar, hayat devam ediyor.

 

 

Pek çok evde olduğu gibi bizde de bahar temizliği başladı, bu kez üzerine düşüne düşüne, gerekmeyenlerden her yönüyle hafiflediğimiz bir temizlik hepimiz için söz konusu, yıllardır ellenmemiş köşelere değildikçe, atıl duran yerler deşelenip temizlendikçe başka türlü bir enerji hareketlenecek ve baharın gücü ile birlikte, yaşamakta olduğumuz güçlü değişim-dönüşüm hepimizi başka bir enerji seviyesine taşıyacak diye düşünüyorum. Her şey enerji dediğimizde gülüp geçenlere de el sallıyorum buradan, öyle miymiş değil miymiş hep birlikte göreceğiz.

 

Dün düşündüm de, bir hayal kurmuşuz, hayal bizi aşmış, gün gelip de yaşlanacağımı hiç düşünmemişim neredeyse, ölümse köşelerden bucaklardan kendini hatırlatıyor son yıllarda, hayatımı gözden geçirmek için bolca zamanım oluyor bu süreçte, gafil gezme şaşkın, bir gün ölürsün türküsü kafamın içinde çalıyor bugün. Evet, sanırım herkes ölümü bu vesileyle hatırlamış oldu. Ölmeden önce ölmek bu kadar yakınımıza ulaşamazdı başka türlü herhalde, büyük senarist hepimize birden ve aynı anda aynı hisleri yaşatmanın en kolay yolunu bulmuş görünüyor. Virüs öyle ya da böyle bulaşacakmış, ne kadar geç o kadar iyi diyorlar. Ölüm de öyle ama onun zamanını ve nasılını bilmiyoruz, yine de yarın ölecekmiş gibi davranıp hiç ölmeyecekmiş gibi yaşa dedikleri kadar var. Ya ölürsem?

 

Bu dünyadan gitmeden önce, yaşarken, dünya gözüyle başka coğrafyaları ve bitkilerini tanımak, kocaman hayvanlara sarılmak, sarılmayı geçtim, onları yakından görmek isterim en çok. Vasiyetimi yazmak geliyor içimden, kimlere kalacak bunca şey, bu bahçe, kitaplar, plaklar ve daha pek çok şey? Şimdi bunlar üzerinde çalışma zamanı.

 

Herkese sağlıklı günler olsun, Allah’a emanet olalım, şu taçtan da kurtulalım yakında inşallah, ne krallık ne de kraliçelik, çiçeklerden taçlar yapıp takalım başlarımıza, doğa başımızın üzerinde olsun.

 

Yorum yaz