Birleşen yollar...

Topla, tasnif et, fazlalıkları ayır, temizle, yerleştir, nasıl bir döngüye girdiysek, Korona günlerimiz, karantinalı yar allı yar hallerimiz böyle sürüyor.


Yazdan kışa geçerken ortalığı bi parti toplamıştık arkadaşlarla, Selahattin’le baş başa kalınca da her bi yere el atasımız geldi, yılların birikmişliklerini, dağılmışlıklarını her gün biraz biraz toparlıyoruz. Her yerden bir şeyler çıkıyor, bazılarının varlığını bile unutmuşuz, “a aa, böyle bi şeyimiz mi varmııış, bu da buradaymış baaak!” benzeri nidalar duyuluyor zaman zaman. Böylesi detaylı bir çalışmayı Selahattin’le ben yapabilirmişiz ancak, kimse bizim yerimize yapamazmış, bu günlere kısmetmiş.


Her büyük temizlik sırasında ölümlü olduğumu hatırımda tutarak iş yapıyorum, öldüğümde benden kalanları ayıklarken insanların kafası yanmasın diye. Her şeyin benim için bir hikâyesi var, ben gittikten sonra anılarımın bana düşen payı da benimle gidecek, geriye ancak işe yarar ve güzel buldukları kalacak. İnci teyzemizin ölümünden sonra öyle yapmıştık, ince zevkiyle seçtiği pek çok sevgili eşyası bende, bir kısmı da annemde ve kızkardeşimde yaşamaya devam ediyor, kitapları hâlâ annemin evinde duruyor, kitap kulübemiz olunca buraya gelecekler.


Flora’nın müzik damarı elektriğin çoğalmasıyla canlandı, kanlandı desem yeridir, müzik bize kan, can oldu. Müzik arşivimizi düzenliyoruz bi taraftan. Selahattin’in plak ve kaset arşivine, birlikte olduğumuz 30 yıl içinde CD’ler de eklendi, bir de üzerine hediye gelen ve eşimizin dostumuzun bizim için kaydettiği CD’ler derken, bunlar evde önemli bir yer kaplıyor. Her gün, dinlemediklerimizi dinleyip tasnife devam ediyoruz, yerli müzikler ayrı yerde dursun, önce türüne sonra sanatçı adlarını harf sırasına göre dizsek iyi olur, CD player’ın çalmadıklarını ayırıyoruz, başka aletlerle birlikte tamire gidecek bir tane daha CD player var, o okuyordu onları, DJ’lik yapıyorduk geçişli. Sistem tümüyle elden geçip temizleniyor, yaza hazırlanıyoruz.




Büyük ev bayağı bi rahatladı, daha da rahatlayacak, fazla çekyatı dışarı çıkaracağız ve daha çok müzisyenin rahat konuşlanabileceği bir alan yaratmayı hayal ediyoruz, biraz daha yere ihtiyacımız var zira yeni müzik aletleri hediye edildi flora’ya, şimdi onları da düşünerek hayal kuruyoruz. Büyük evin içindeki çamaşır dağları erimeye başladıkça ev de biz de daha da hafifleyeceğiz.


13 yıl sonra edindiğimiz çamaşır makinemiz geldi kuruldu mutfağa, başımızın tacı oldu, ona 80’li yıllarda Şişli’deki evimize ara sıra temizliğe gelen dünya tatlısı, al yanaklı, neşeli ve hassas çalışan, güzel insan Şaziment teyzemizin adını verdim, ölmüştür herhalde, ruhu şad olsun. Kardeşimi arayıp haber vereyim dedim, önce telefonda sordum, bil bakalım ne koydum çamaşır makinemizin adını, hemen bildi valla, sözlükten baktım da, eşsiz, biricik, benzersiz demekmiş. Büyük rahatladık tabii, her gün en az bir kere yıkama yapıyoruz, gerçi makine suyun basıncını az buldu, hidrofor sistemi kurulacak yakında, o zamana kadar makineye su haznesinden maşrapayla su içirip kafasını karıştırmaya devam edeceğiz.


Bu hareketlilik ikimizi de her sabah heyecanla kaldırıyor yataktan, Selahattin ilk iş sabah mahmurluğuna uygun bir müzik seçiyor, müzik eşliğinde kahvaltımızı hazırlıyoruz, işlerin arasında bi durup hadi sarılalım yapıyoruz, bazen de kendiliğinden oluyor. Bu süreçte, yıllar içinde, yani 30 yıldır, birbirimizin en iyi yardımcısı haline gelmiş olduğumuzu daha bir netlikle anladık, her fırsatta çay bardaklarını, elmaları, kahveleri, yoğurt kâselerini tokuşturuyoruz, “hadi çın çınn” diye kutluyoruz birbirimizi, hayatın bizi birbirimize çatışını, yaşadığımız sayısız anıyı, buluşma- buluşturma noktası haline gelişimizi. Konuşmadan anlaşabiliyoruz artık, birimizin aklına geleni diğerimiz o daha söylemeden yapmış oluyor mesela. İkimiz de derinden hissediyoruz, gözlerimizin önünde flora’nın gerçekliği değişiyor, heyecanla izliyoruz.


Ara sıra da didişiyoruz tabii, bazen aklımızdan geçeni söylemiş sanıp birbirimizi yanlış anlayabiliyoruz. “Hani nerdeee, ne nerde, hani şu şey var ya dolabın yanındaki, hangi dolabın?” gibi komik hallerimize, anlaşılamamanın ve anlatamamanın verdiği sıkışmışlıkla kızışıveriyoruz bazen, sonra da pıfff diye gülmeye başlıyoruz bir anda. Hemen unutuveriyoruz Allah’tan, annemle babamın geleneği bizim evde de devam ediyor, küsmek yok, bir süre kendi haline bırakmak var, düşünme payı var, bir başka işin ucundan tutarken başka bir ruh halinin içinde bulabiliyoruz kendimizi. Bir de müzik var, bir anda başka diyarlara yolculuğa çıkarıyor bizi.


Arada küçük tamiratlar yaparak dinlendiriyorum kendimi, ellerim başka türlü işliyor o zaman, tamirat yaparken oluşan kendiliğindenlikle çıkan üretimler bir hayli matrak şeyler oluyor, çok seviyorum.


Yıllardır böylesi mecralarda bu bahçeyi ehil ellere emanet etmek isteğimizin sözcülüğünü yapıyorum. İşte o emanetçiler kendilerini belli etmeye başladılar şükürler olsun, ömürlerine bereket, ruhumuz hafifliyor Selahattin’le.


Yaz gelince, baharla coşmaya başlayan her şey şahlanıyor, güneş-ısı ve zamanın gelmiş olması el ele veriyorlar, ve tabii dualarımız, onlar da önemli, bitkiler iki gün içinde bile görünür gelişme kaydediyorlar. Jakaranda’nın çiçekleri bu yıl her zamankinden daha görkemli, 30 yıl önce Kumluca’ya ağaçsever bir belediye başkanı seçilmese, refüjlere bu zarif Brezilya kökenli ağacı dikmese, biz onların uzaylı tohumlarını görüp toplayamaz, tohumdan bi sürü Jakaranda yetiştiremez, bu güzelliğin büyüdüğünü yıllardır izleyemez olurduk.





Akın’ın babasının pizza dükkanı varmış, birlikte çalıştığı pizzacı İsmail ustanın yeteneklerini keşfettikçe İsmail usta da kendisinin başka yeteneklerini keşfetmeye başlamış, dikiş makinesi tamir etmiş mesela. Akın’ın babası İsmail ustanın çiçek açmasına vesile olmuş, birbirlerini parlatmışlar sonra, pergola inşasına kadar varmış işler, pek çok şeyi birlikte yapmışlar, üretmişler. Bir anda beliriverip birbirimizin hayatına armağan oluveriyoruz ya, birliğin gücüyle bütünleşik bir organizma oluyoruz, sinerji ortaya çıkıyor, var böyle ikili, üçlü beşli, hey on beşli durumlar.


Kutsal karşılaşmalar.

O ilahi dokunuşla, denk gelişle başka türlü akmaya başlayan, birleşik çağıldayan dereler gibiyiz.

Yolumuz ummana,

Şükür birleştirene,

Dağları aşırtıp kavuşturana,

Kucaklaşmalarımız kutlu olsun,

Hoş gelişler ola.


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.