Şebnem Seçkiner Diğer Yazıları Yazar Kimdir

Sesim duyuluyor mu?

Kimse okumuyor.

Kimse okumak istemiyor.

Kimse bilmek istemiyor.

Kimse işin aslını öğrenmek istemiyor.

Kimse karşısındakine bir şans vermek istemiyor.

 

Kimse derken abartmış olabilirim ancak son zamanlarda öyle şeyler oluyor ki böyle düşünmekten alamıyorum kendimi.

 

Instagram’da geçen gün kızımla bir fotoğraf paylaştım. Anlattığım konu her zaman kullandığımız bir İngilizce ders sitesiydi. Ama konu oradan çıktı, nerelere geldi, gerek yorumlarda gerek DM’de yemediğim hakaret kalmadı.

 

Neden? Çünkü fotoğrafta elimdeki kalem sigara zannedilmiş.

 

Bir anne düşünün çocuğuna sarılsın ve öyle poz versin. O sırada elinde sigara olsun. Sonra da bunu sosyal medyada paylaşsın! Aklınız alıyor mu? Ben sigara içen ve bırakmak için cidden çabalayan bir insanım. Evimde balkon yok. Evin içinde sigara içilmiyor. Çocuğumun yanında bunu yapmam mümkün değil. Kim yapar? Tutun ki yaptım. Tutun ki öyle yitirmişim aklımı başımı. Bunu neredeyse yüz bin kişiyle mi paylaşacağım? İşin daha da acısını söyleyeyim. İki paragraf yazı var paylaşımda. İlki uygulamayı anlatıyor. İkincisini de hemen bir mesaj üzerine hazırladım. Elimdekinin kalem olduğunu anlatmışım.

 

Sonuç ne oldu?

 

Ne uygulama yazısı okundu, ne açıklama. Hiç incelemeden tek bakışta elimdekini sigara sananların hakaretlerini yedim oturdum. Hatta ne oldu biliyor musunuz? Bazılarını şaka sandım. “Şaka yapıyorsunuz değil mi?” yazdım, “bunun şakası” olmaz cevabını aldım. Dedim “Okudunuz mu?” İşte orada “hayır” yanıtını alınca tansiyonum fırladı. Gerçekten çıktı. Arkadaşımla buluşacaktım evden çıkamadım. Koltuğa yapıştım kaldım.

 

Onca kişi okumamış. Okumadan bana hakaret etmeyi uygun görmüş. Gelen cümlelere inanamazsınız. Yerden yere vurmak ya, aynen ondan. Hep ekran görüntüsü alırım. Birkaç tane aldım, diğerlerini saklamadım. Bazıları da silmiş mesajları ve yorumları. Sinirlerim bozulmasın diye saklamak istemiyorum mesajları. Bu neyi gösteriyor? Aslında ne yazarsak yazalım çok okunmadığını. Kendimi koyuyorum şimdi karşımdakinin yerine. Bakarım fotoğrafa. Sigara gibi görürsem bir daha bakarım. (Ki zaten anlaşılıyor ikinci bakışta.) Anlamadım diyelim, açıklamayı okurum.

 

Birine saydırmadan önce gerçekten okurum. Anneliğinden, insanlığından girmem söze. Sosyal medya çok güzel, çok harika. Muhteşem kapılar açıyor. İşte bazen de tansiyonu yükseltip insanı koltuğa yapıştırıyor. Bazen boşa kürek çektiğimi hissediyorum. Bu sadece sosyal medya için geçerli değil. Gerçek hayatta da çok kişi detayı bilmeden yorum yapmak istiyor. Eleştirmek istiyor. Başkasını kötüleyerek kendini iyi hissetmek istiyor.

 

Şunu da paylaştım yine kısa süre önce. Tam zamanlı bir iş bakarken karşılaştıklarımı, gayet güzel bir öz geçmişim varken nasıl da dikkate bile alınmadığımı yazdım.

 

İşte birkaç gündür bu ruh hali içindeyim. Tabii ki toparlayacağım. Tabii ki sürekli motive ediyorum kendimi. Fakat sanki dört bir koldan “bırak artık” mesajı geliyor gibi de hissediyorum. Instagram bir zamanlar açılmış ama takip ettiği kişiyle etkileşime girmeyen hesapları tek tek siliyor. Takip eden sayısı düşüyor, ama sen niteliğinle değil “sayı” olarak görüldüğün için iş düzenin alt üst oluyor. Markalara, ajanslara soruyorum: Instagram’da kaliteli paylaşım yapan, “takipçi uğruna” tarzından ödün vermeyen kişiler gerçekten sizin gözünüzde sayılardan mı ibaret?

 

İşverenlere de soruyorum: Bir kadın, 9 sene boyunca evinden çalışmışsa, güzel işler yapmışsa, bildiklerine yenilerine katmışsa, iletişimin farklı kolunu çok iyi bilirken diğerini de öğrenmişse, yıllardır binlerce insanla yazışıyor ve birçok konuda yaklaşımları kestirebiliyorsa, hem çalışma hayatını hem evdeki düzeni gayet güzel bir şekilde idare ettiyse o kadını gerçekten 9 sene çalışmış mı sayıyorsunuz?

 

Ve evet… Çok uzattım. Ancak derdimi anlatabildiğimi sanıyorum.

 

Umarım sesim bir yerlerde duyulur.

 

Yorum yaz