Şebnem Seçkiner Diğer Yazıları Yazar Kimdir

Nereden nereye?

Bir dönem bana iyi gelir diye örgü örmeye başladım. Her gün iki bere yapıyordum. Örmek, stres atmamı sağlıyordu. Sonra baktım ki “Bu akşam o iki bere bitecek” diye şart koşmuşum kendime. O zaman da resmen uykusuzluktan gözlerim akana kadar örüyordum. Ölçüyü kaçırmıştım. Zaten kaçırmasam şaşarım…

 

Sonra, bir süre örmedim. “Bitsin bu takıntı” diye bekledim. Çok şükür bitti de… Geçen sene bir atkı, iki bere ile sezonu kapadım. Bu sene konç ve uzun atkı örme niyetindeyim. Hatta panço gibi atkı. Kalın, uzun, battaniye gibi saran… O zaten alır birkaç haftamı…

 

Babamın Bostancı’daki yün dükkanına gitmenin zamanı geldi. Renkli şişler, renk renk ipler… Çünkü yine stres yüklendim.

 

Bazen, sanki ben kaçmaya çalışırken daha çok kötüye gidiyor her şey diye düşünüyorum. Kaçmayı beceremiyorum. Kabulleniyorum, “hadi bu duyguyu yaşayayım” diyorum, gerçekten duygunun içine giriyorum. Ancak o zaman da çıkamıyorum. Doğru kelimeleri seçebildim mi anlatmak için emin değilim de anladığınızı düşünüyorum. Hani “Ne yapsam olmuyor” ya da “İki ucu .oklu değnek” derler ya, hah işte tam da ondan…

 

Bu nedenle kendime koyduğum yasaklara yenilerini ekledim. (Diğer yazdıklarımı uygulamaya başladım.) Onları da sizinle paylaşacağım, ama bu kez önden yazmayacağım. O zaman da “söz verdim tutamadım” stresi başlıyor. Çünkü size verdiğim sözleri önemsiyorum. Hem de sandığınızdan daha fazla.

 

Önemsemekten konu açılmışken, şunu da yazmak istiyorum. Bugüne kadar çıkan kitaplarımı da önemsiyorum. Hepsi birer hatıra, hepsi de yaşadıklarımı anlatıyor. Hiçbir zaman “edebi yazacağım” demedim. Tam tersi, 'Manyak Anne' de, 'Kocam Hâlâ Sevgilim Mi?' de, zaten bir günlük olan yeni kitabım 'Yaz ve Sakla' da benim günlüklerim gibi. Ne yaşadıysam o var içinde. Herkes beğensin diye bir iddiam yok. Bana gelen “aynı ben”, “aynı biz” yorumlarıyla mutlu oluyorum. Biri 12 baskı yaparken diğeri de o kadar satsın çabam da yok. Kaç kişiyi gülümsetsem iyidir diye düşünürken hakkımda konuşulan bazı şeyleri duydum ve açıkçası çok üzüldüm.

 

Kimse bir diğer kişinin yazdığı kitabı beğenmek zorunda değil. Kitabı yazan benim gibi eski bir gazeteci – dergici de olabilir, ünlü bir yazar da… Eleştiriye kapım her zaman açık. “Beğenmedim” sözüne de. Hatta her zaman açık. Ancak aşağılamaya, tepeden bakmaya asla.

 

Ben kimseye tepeden bakmazken, aşağılamazken bunun yapılması ne yalan söyleyeyim çok ağrıma gitti. Herkes kendi yaptığı işi ne olursa olsun önemser. Burada önemli olan kendini önemserken başkalarını küçük görmemek.

 

Neyse…

 

Ben şimdi evde kalan iplerle bir saç bandı öreyim; yakında alacağım yünler beni uzaklaştırır tüm bu düşüncelerden. Umarım hakkımda konuşulanları duymam. Konuşan yaptığıyla kalır, zaten herkes gibi birçok şeyle mücadele ederken ben de canımı bir de bu sözlere sıkmam...

Yorum yaz