Sevginin kardeşi yas

Şahitlik zor iş.

Kafanızı çevirmeden bakmaya devam etmek ve odağınızı sadece sevginizde tutmak, zor.


Bu yazıyı ağlayarak yazıyorum.

Manevi kız kardeşlerimden biri hastanede, yaşam mücadelesi veriyor.

Kederim büyük bir lokma gibi kursağımda.

Ne yersem yiyeyim ne içersem içeyim bir yere gitmiyor, orada takılı duruyor.


Sevmek, sevdiğiniz kişiyle bir gün vedalaşabileceğinizi bilerek devam etmek demek. Öleceğini bilerek yaşamak hakikaten en büyük direniş. Bunları kimin dediğini hatırlamıyorum ama ilk kez ben diyor olamam. O kadar yalın bir gerçeklik ki.


Yasım sevgimin derinliğini gösteriyor. Yastayım çünkü çok seviyorum. Bu sevginin yoğunluğu ve kız kardeşimi bir daha göremeyecek olmamın ihtimali bana neler yapıyor seyir halindeyim.

Esasen bu ihtimal her ilişki için var, o yüzden ihtimalin idraki demem daha doğru olacak sanırım.


Dönüp dönüp fotoğraflarımıza bakıyorum. Fotoğraflardan yüzünü okşuyorum. En son Türkiye’ye gelişimde birlikte çekilmiş videolarımız var. Onları seyrediyorum. Gözyaşlarıma hâkim olamıyorum.


"Burada kalmalısın, ölmemelisin" demeden hissettiğim üzüntüyle var olmaya çalışıyorum. İşte en zorlandığım yer burası. Çünkü çok seviyorum.


Yas, bir nevi bir inisiyasyon (erginlenme) süreci ve bu süreç üç aşamayla tanımlanıyor. Birincisi, aldığın bir haber veya yaşadığın bir deneyimle mevcut düzeninden kopuş, ayrılma.



İkincisi, yabancılaşma. Kopuşun sonrasında bilmediğin, eski düzeninden farklı, kendini rahat hissetmediğin ve hatta kendini tanıyamadığın bir alana geçiş. Bu alanda kalmak oldukça sıkıntılı. Esasen, hepimizin yas olarak adlandırdığı dönem de burası. Ancak öncesindeki ve sonrasındaki dönemlerden bahsedilmediği zaman yasın ne olduğu da tam olarak anlaşılamamış oluyor. Üçüncüsü ise, zaman içerisinde normale geri dönüş. Fakat bu geri dönüş hiçbir zaman kopuştan önceki düzene geri dönüş değil. Bahsedilen, bu sürecin ekledikleriyle ve artık sana hizmet etmeyenlerin temizlenmesiyle birlikte yeni bir ben olarak doğuş.


Bu süreci bir çember şeklinde gözümde canlandırıyorum. Başlangıç ve bitiş noktası aynı. Bu çember üzerinde dünyada yaşayan herkes tarafından defalarca yol alınıyor. Sadece yas süreci değil, yaşadığımız her önemli olay ayrı bir inisiyasyon olarak karşımıza çıkıyor; çocukluktan ergenliğe geçiş, yaşlanmak, evlenmek, boşanmak, çocuk sahibi olmak, taşınmak, mezun olmak, hastalanmak ve ölmek... Bu sürecin çoğundan ilk geçişim değil, ilk ergenlenme tecrübem değil. Hepsinde ayrı bir Berna’ya dönüşerek yaşantıma devam ettim, ediyorum.


Ya bu süreç ölüm için de böyleyse?


Şifa’nın sadece fiziksel şifadan ibaret olmadığı konusunu oğlumun geçirdiği rahatsızlık sırasında uzunca düşünmüştüm. Fiziksel şifa istemek, hele ki söz konusu kişi sevdiğinizse, çok normal. Ama ya şifanın görünmez boyutları var ise? Ya ben sadece sevgim adına o kişinin burada kalmasını istiyorsam?


Sevgimi kalbimde taşıyabiliyorum ama o sevginin kardeşi olan yası ve hayatın bilinmezliklerini taşımak için kalbim küçük kalıyor. Kendimi ve tüm sevdiklerimi benden daha büyük bir şeyin varlığına emanet etmek istiyorum. Evrendeki küçük ama kıymetli varlıklarımızı hatırladıkça odağımı sevginin kendisinde tutabiliyorum. Karşılıksız ve koşulsuz bir şekilde. Sevgim bir yere gitmeyecek ve sevdiklerimi ben burada olduğum sürece hayatta tutacak. Ölmüş olsalar da.


Bunu her daim hatırlamayı diliyorum.


Yazının İngilizce versiyonu olan "Grief sibling of love"ı okumak için tıklayın!

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.