Ölüm doulalığı (eşlikçiliği) nedir?

Ölüm Doulalığı (Eşlikçiliği) ile ilgili pek çok soru alır oldum. Bu işin eğitimi var mı, varsa nerede, hangi eğitim daha iyi gibi sorular geliyor.


Ölüm Doulası (Eşlikçisi), ölmek üzere olan kişilere ve/veya ailelerine destek olan kişi demek ve evet, bu işin eğitimi var. Sizi şaşırtabilecek derecede fazla eğitim var hatta. Ben, son bir senedir Türkiye’de bu konuda online çalışmalar yapmaya başladım. Onun dışında şu an için bildiklerimin hepsi yurtdışında (neredeyse hepsine online ulaşmak artık mümkün), benim aldığım eğitimlerde dahil.


İlk eğitimimi almaya karar verdiğimde nasıl bir seçim yapacağım konusunda kararsız kalmıştım. Önce, karşılaştığım eğitimcilerin yazılarını veya facebook gruplarındaki gönderilerini okuyarak araştırmaya başladım. Konuşmalarını dinledim. Sonra sezilerime kulak vererek içlerinden birini seçtim. Eğitim anlamında yolculuğuma başlamam böyle oldu.


Doula, eski Yunanca bir kelime ve yardım(hizmet) eden kadın anlamına geliyor. Doğum doulası olarak kullanılması daha eski bir geçmişe sahipken Ölüm Doulalığı şeklinde telaffuzu yaklaşık on senelik bir maziye sahip. Elbette ölmekte olan kişilere ve/veya ailelerine destek olmanın kendisi yeni bir iş değil, ancak son iki yüz senedir hastanelerin yaygınlaşması, ailelerin yoğunlaşan hayat temposu ve ölümün daha çok medikal bir işlem olarak görülmesi bu doğal süreci bir ihtiyaç haline dönüştürmüş /dönüştürüyor.


Öncelikle eğitimlerin, Ölüm Doulalığını (Eşlikçiliğini) sadece bir meslek olarak yapacaklara hizmet eden bir araç olarak görülmesini doğru bir bakış açısı olarak bulmadığımı söylemek istiyorum. Ölümün uğramadığı ev var mı? Ölümün ve yasın bu denli tabulaştırıldığı çağımızda, er ya da geç karşılaşacağımız ölüm ve yasla ilgili becerilerimizi arttırmak için günlük hayatlarımızda bu konularla ilişkilenmemiz gerektiğini düşünüyorum, yani bu işi bir meslek olarak yapmak niyetiniz olmasa bile eğitimlerin herkese hitap eden bir tarafı olduğunu görüyorum.


Eğitimler temelde destek olmakla ilgili, ama bu bahsedilen bu desteğin belirli bir tanımı yok. Medikal müdahaleler dışında kalan her türlü destek diyebiliriz. Eğitimi veren kişinin hayata bakış açısı, deneyimleri, yaşadığı ülkenin kültürü ve neyin önemli olduğuna inandığıyla yakından alakalı bir eğitim akışı var. Eğitimi alacağınız kişiyi önceden araştırmak bu yüzden faydalı.


Bazı eğitimciler belki biraz da kendi deneyimleriyle/geçmişleriyle ilgili olarak (özellikle eskiden hemşire olan doulalar) eğitimin içeriğini daha çok teknik detaylarla zenginleştiriyorlar. Mesela aktif ölüm aşamalarını uzun uzun anlatıp bedenin geçtiği tüm fiziksel değişimleri ayrıntılarıyla betimliyorlar veya ölümün hemen sonrasında bedeni kaç derecede nasıl muhafaza etmemiz lazım gibi detaylara giriyorlar. Bazı eğitimciler yaşadıkları ülkenin kültürüyle ilgili olarak cenaze seçenekleri ve cenaze işlemlerinin nasıl yürütülebileceği üzerinde daha çok duruyorlar. Özetle, verilen eğitimlerde çok fazla çeşitlilik var.



Benim kendimi daha yakın hissettiğim ve çalışmalarımı oluşturduğum alanda ise çalışmanın temelini doulanın kendisi oluşturuyor. Bundan kastım şu, ölmek üzere olan kişiye ve/veya ailesine, nasıl ve hangi yollarla destek olacağına bakmadan önce, doulanın kendisinin ölümle ve yaşamla ilişkisine bakması gerekiyor. Benim için Ölüm Doulalığı (Eşlikçiliği), her şeyden önce bir farkındalık çalışması. Kişinin kendiyle yapması gereken bir çalışma. Diğer her konu ikincil ve bundan sonra geliyor. Ancak, çalışmanın zorluğu ve derinliği, hatta büyüsü de buradan kaynaklanıyor sanki. Ölümle ve yaşamla ilişkime bakmak ne demek?


Bir keresinde bir hikâye dinlemiştim (*). Eskilerden bir ehli irfan, yoldan geçen birine ‘’nasılsın?’’ diye sormuş. Yoldan geçen, ‘’20.000 dirhem borcum var’’ demiş sonra da yoluna devam etmiş. Ehli irfan nesi varsa derleyip toparlayıp satmış, o yoldan geçen kişinin borcunu ödemiş. Sonrasında da ‘’Bir daha kimseye nasılsın diye sorarken düşünürüm’’ demiş. İmam Gazali ‘’merak etmeyeceği, dert etmeyeceği halde nasılsın diye sormak münafıklıkla bir mertebedir’’ demiş. İşte bu hikâye benim çalışmalarımı, kalbimdeki niyeti dolaylı yoldan özetleyen en güzel anlatımlardan biridir.


Ben hiç ölmedim, ölmek nedir bilmiyorum. Ölümün bu bilinmezliğinin gölgesinde, korkularımla birlikte var olmaya ve bu gizeme hürmetle yaklaşmaya çalışıyorum. Kendimle çalışmadan ölmek üzere olanlara ve/veya ailelerine destek olmaya hevesli olmak İmam Gazali’nin sözlerini anımsatıyor bana.


Balığa suyun ne olduğu sorulduğunda "bana sudan farklı bir şey getirin, ben de size suyun ne olduğunu söyleyeyim" dermiş. Bizler de balık misali, içinde doğup büyüdüğümüz çağın tesiriyle şekilleniyor, inançlarımızı veya görüşlerimizi farkında olmadan o çağın etkileriyle oluşturuyoruz. Bundan yüz yıl önce doğmuş olsaydık, muhtemelen kadın-erkek ilişkilerine bakışımız, çocuk yetiştirme şeklimiz, parayla ilişkimiz bugünden çok daha farklı olacaktı. Aynı şey ölüm içinde geçerli. Yaşadığımız dönem, farkında olmadığımız şekilde ölüme bakışımızı biçimlendiriyor. O yüzden ölüm doulasının farkındalık çalışmasına buradan başlıyorum. Hangi etkiler altında olduğumuzu bilmeden ölümle sağlıklı bir ilişki kurmamız mümkün değil. Aksi, bu çağın kültürel repertuarını bir papağan misali tekrarlamaktan ibaret. Ölümün, yaşamın doğal bir döngüsü olma halinden çıkarak kanımızın son damlasına kadar savaşılması gereken bir canavara dönüşmesinin sebebi burada yatıyor. Beynimizin içinde dolaşan yargılar bize değil bu çağa ait ve ilk adımımız önce bu yargıların farkına varmakla atılıyor. Yargıların farkına vardıktan sonra hala içinize sindiğini ve muhafaza etmeniz gerektiğiniz düşünürseniz elbette, çünkü artık orada işin içine bilinçli bir seçim giriyor. Ezberler veya otomatik pilotta takip edilen söylemler değil.


Sonrası derin sular. Burada, ‘Ölmekte Olan Birine Nasıl Alan Tutarız’ isimli daha önceki bir yazımdan alıntı yapıyorum


"Alan tutarken aktif (derin) dinleme yapmak önemlidir. Adeta tüm varlığınızla o kişiyi duymaya çalışırsınız. Peki, ya ölen kişi hiç konuşmak istemiyorsa? Belki de saatlerce sürecek sessizliği dinlemeye hazır mısınız?



Konuşmak isteseniz de konuşmamaya,

Hareket etmek isteseniz de hareketsizlik halinde kalmaya,

Ölümü reddedişi- inkârı görmeye,

Uzun bir sessizlik içinde oturmaya,

Günlük hayatta midenizi bulundurabilecek koku, ses ve sıvılarla vakit geçirmeye,

Dramalarınızı ve kişisel öfkelerinizi arkada bırakmaya,

Her halükârda sükûnetinizi korumaya,

Hazır mısınız?"


Ölüm doulası olarak alet çantanızdaki en önemli alet sizsiniz. Bu aletin yapabileceklerini bilmek, vidalarının nerelerde sıkıştığının ve nerelerde zorlanabileceğinin farkında olmak çalışmanın devamı. İnsan olarak içi boş kaplar değiliz, tetiklenmekten, bocalamaktan muaf değiliz. İşte kendimizi tanımak, nerelerde güçlük çekebileceğimizi bilmek, çalışmalardaki diğer kişilerle deneyimlerimizi paylaşmak, sormak, zorlayıcı zamanlarda kendimize nasıl şefkatli yaklaşacağımızın yollarını araştırmak bence bu çalışmanın en önemli parçası.


Kendimle hemhal olmadan, nerelerde tetiklendiğimi bilmeden o zorlayıcı olabilecek alanlarda kalmak, bence, mümkün değil. Dünyayla vedalaşmak üzere olan bir kişiye şahitlik etmenin (kolay olmayan) ayrıcalığını kalpten hissedebilmek, bir papağana dönüşmeden veya ölümü sadece ‘ölmeden önce yapmak istediğiniz 10 şey nedir’ seviyesine indirgemeden varlığımızı sunabilmek niyetiyle yapıyorum çalışmalarımı.


Çalışmada üzerinden geçtiğimiz diğer konulardan bazıları ise ölmek üzere olan bir kişiyle ve/veya ailesiyle nasıl konuşuruz, onlara nasıl alan tutabiliriz, alet çantamızda neler olabilir, aktif ölümün aşamaları nelerdir ve yas.


Çalışmalarda ölümü güzelleştirmek veya o tarafa bakışı kolaylaştırmak gibi bir çabam yok. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak olanı, olduğu haliyle paylaşıyorum. Ölümün ve yasın ustalığını, bizlerin çıraklığını her daim aklımda tutuyorum. Elbette sadece bir çalışmayla tüm bilgilerin hap gibi kazanabileceğini düşünmek doğru değil, çünkü bu konularda pratik hayatın kendisi. Çalışmalarıma eğitim demek belki de o yüzden içimden gelmiyor: bilgelik konuların kendisinde, benimkisi hatırlamaya ve paylaşmaya davet.


(*) Hikayeyi nerede dinlediğimi veya okuduğumu hatırlamadığım için kaynak belirtemiyorum.


Yazının İngilizce versiyonu olan "What is a death doula?"yı okumak için tıklayın!



Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.