Anne, baba = ATM

Üniversiteye başladıkları ilk sene yaşadıkları sıkıntılardan bahsediyorlar. Kamera amfide, evde, ders arasında üst sınıflardan öğrencilerle ve hocalarıyla konuşurken onları takip ediyor. Rahatsızlıklarını şu tür sözlerle özetliyorlar: 

“Hiçbir şey anlamıyorum, her şey çok zor.”

“Dersler fazla teorik, fazla soyut.”

“Bazı dersleri sevmiyorum.”

 

Birinin annesiyle babası öğretmen. Sevdiği derslere çalışıp sevmediklerini yok saymasının söz konusu olamayacağını söylüyorlar. Yüksek lisans öğrencileri, ilk sene ne kadar zorsa gerisinin o kadar “muhteşem” olduğunu anlatıyorlar.

 

Belgeselde, Sorbonne Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden iki öğrenci üzerinden anlatılan, liseden üniversiteye geçişte gençlerin yaşadığı zorluklar ve bu zorlukları aşmaları için neler yapabilecekleri. Bir süre aynı konu etrafında dönüyor konuşmalar. Fakat İngilizce öğretmeni, bunun ötesine geçen bir söz ediyor. “Öğrenciler, tüketiciler gibi. Biz stajı üçüncü sınıfta yaptırıyoruz, halbuki öğrenciler ilk yıl staj yapmalı.”

 

Yani üniversiteye gelen öğrenci, bilmesi gerekenler ona öğretilsin diye bekliyor. Bilgiyi aramak, öğrenmek için çaba harcamak istemiyor, bunu yorucu buluyor. İhtiyaçlarını çaba harcamaya gerek duymadan karşılamaya alışık olduğu için, üniversitede ihtiyacı olan bilgiyi de yorulmadan edinmek istiyor. Oysa zorunlu stajı ne kadar erken yaparsa hazıra konamayacağını, bir şeyler elde etmek için emek vermesi gerektiğini o kadar çabuk öğrenir.  

 

Belgeselde dillendirilen “öğrencinin tüketiciliği” öyle bir kapı ki, biraz aralayınca kadraja “bu çağın öğrenci kalmayı yeğleyen kuşağı” giriyor. Eğitim süresini uzatan, yüklenmesi gereken sorumlulukları bu yolla en aza indiren, erteleyen ve bulunduğu güvenli, konforlu alandaki pozisyonunu korumaya çalışan kuşak.

 

Lisans üzerine yüksek lisans, yüksek lisans üzerine bir yüksek lisans daha derken, birer-ikişer yıllık araları da ekleyince on seneye, otuz yaş sınırına varan bir öğrencilik süreci bu. Barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçları maddî ve fizikî olarak anne-babanın (veya diğer aile büyüklerinin) karşılamaya devam etmesinin iki taraflı normal karşılandığı bir dönem. Sadece temel ihtiyaçları değil, etrafa bakarak yaratılan diğer ihtiyaçları da talep etmekte ve karşılamakta sakınca bulunmayan uzun bir zaman aralığı.

 

Temelinde karşılıklı bir kabul var.

“Anneyim, babayım, çocuğuma bakmakla yükümlüyüm.”     

“Annem değil mi? Babam değil mi? Mademki beni doğurdular, tabii ki bana bakmakla yükümlüler.”

Öğrencilikte sınır tanımayanın çelişkisi bu noktada kendini gösteriyor. Daha özgür bir hayat yaşamak istiyor, ama anne-babasının sağladığı imkânlarla.

 

Aklına gelen, bizzat sorulan soruları da bertaraf ediyor.

Evet, evet, bir gün çalışacak. Ne zaman? Okul bitince. Okul ne zaman bitecek? Henüz bilmiyor.

Öğrenciyken ufaktan çalışmaya başlayamaz mı? Olabilir ama... Ama ne? İstediği gibi bir iş bulursa. Seveceği bir iş bulursa. Sıkılmayacağı bir iş bulursa. Hoşuna gidecek bir iş bulursa. Kolay bir iş bulursa. Zorlanmayacağı bir iş bulursa.

Yoksa?

 

Yoksa bir sorun yok. Anne-baba evinde bir odası var ya da kirası zaten ödeniyor. Harçlık mı lazım? Veriyorlar. Telefon, tablet, bilgisayar, giysi gibi bir şeyler mi istiyor? Alıyorlar. Canı sıkıldı, arkadaşlarıyla biraz gezip tozmak mı istiyor? Mesele değil, cebine para koyarlar. Her biri  ve dahası için imkânlarını da kendilerini de sonuna kadar zorlayabilirler.

 

“Öğrencinin tüketiciliği” üzerine düşünüyorum. Tüketmek ne demek? Öğrenci neyi, kimi, nasıl tüketir? Belgesele göre okulda hazır bilgiyi tüketmek istiyor, fazla çaba harcamadan. Ya dışarıda? Ya evde?  

 

Bu soruya, diğer birkaç soruyla beraber yanıt aramak gerektiğini sanıyorum. Öğrencilikten vazgeçmeyen genç için anne-baba ne demek? Anne-babası ile ilgili neler hissediyor? Anne-babasını hangi objeyle eşleştirir? Bu obje ATM olabilir mi? Veya banka/kredi kartı?

 

Bu soruları çoğaltmalı. Bahsi geçen kuşağın çalışmaya başladıktan sonraki yaşamına bakmalı. O yaşamda anne-babasını nereye koyuyor? Anne-babası, onun hayatında ve kendi hayatlarında kendilerini nereye koyuyor? Acaba kendi hayatları var mı?

Sorbonne’lu iki öğrencinin belgeselinin çekilmesinin ve bir kuşağın öğrenci kalmayı tercih etmesinin sebebi, son sorunun cevabı olabilir.

Yorum yaz

  • Misafir 2019-12-08 19:55:53

    ZAmane anne baba ve gencliğın ozetı

  • Misafir 2019-12-08 16:03:01

    Okul bitse ;bu sefer de biraz dinlensin okulda cok yoruldu deniliyor.Hatta kimi okulu bitirince daha para kazanmadan ailenin imkaniyla evleniyor.Evli ama hala para kazanmiyor.Hep destek almaya alistirilan bir kisim genclik sorumsuz hayatlar yasiyor maalesef.